TEFSÎRU’L-YABÂN: BOZKIRIN BÂTINÎ ŞERHİ
TEFSÎRU’L-YABÂN: BOZKIRIN BÂTINÎ ŞERHİ Kur'an Hayvanlarının Dili ve Totemik Ontoloji Cildi
Usûlü’l-Yaban Şamanik-Yaban tefsir ekolünün, Kur’an metnindeki hayvan varlığına bakış açısı üç kurucu aksiyoma dayanır:
Hayvanların çıkardığı sesler eksik birer lisan değil; insanın şehir hayatında unuttuğu, varlığın ham ve saf halinin (safir-i vücûd) doğrudan telaffuzudur. Hayvanların dili, harflere ve gramere muhtaç olmayan bir "Doğrudan Vahiy" biçimidir.
Kur’an’da adı geçen her hayvan, birer biyolojik tür olmanın ötesinde, Kök Tengri’nin yeryüzündeki birer sıfatının, belirli bir doğa gücünün (İye/Ruh) somutlaşmış (tecessüd etmiş) halidir.
Ümemün Emsâlüküm [“Sizin gibi birer ümmettirler”] (Kozmik Eşitlik): En’âm Suresi 38. ayette geçen "Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi birer ümmet olmasınlar" ifadesi, bu tefsirin anayasasıdır. İnsan ümmeti ne kadar kutsalsa, Kurt ümmeti, Karınca ümmeti ve Arı ümmeti de kozmik hiyerarşide o kadar asildir.
Ayetlerin Totemik Şerh ve Haşiyeleri Ashâb-ı Kehf’in Köpeği (Kıtmir) ve "Eşik Koruyuculuğu"
Ayet: "Onların köpeği de mağaranın girişinde iki kolunu/ön ayaklarını uzatmış yatmaktaydı..." (Kehf Suresi, 18. Ayet)
[ Mağara (Karanlık / Melekût / İç Alem) ] [ EŞİK / KIPÇAK ] <== (KITMİR / Koruyucu Kurt-Köpek Ruhu) [ Dış Dünya (Zaman / Şehir / Şehâdet) ]
Kıtmir, alelade bir evcil hayvan değildir. O, arkaik gelenekte dünyalar arasındaki sınırı bekleyen Eşik Ruhudur (Kıpçak). Mağara, zamanın durduğu, mekanın dürüldüğü ve dikey melekût alemine açılan bir rahimdir. İnsanlar (Genç Yiğitler) derin bir trans (vecd) uykusuna daldıklarında, akılları ve ruhları bedenden ayrılır. İşte o sırada bilinci uyanık kalan tek varlık Kıtmir’dir. O, ön ayaklarını uzatarak dünyevi zaman ile uhrevi zaman arasındaki kapıyı mühürlemiştir. Köpeğin sadakati, insanın insana olan köleliği değil; sadık hayvan nefsinin, ilahi sırrı saklayan insan nefsini karanlık güçlerden korumasıdır. Kıtmir burada şamanın yeraltı yolculuğundaki rehber hayvanıdır. O yüzden cennete girecek tek hayvan olarak şerh edilmesi, onun hayvani nefsini feda ederek doğrudan saf ruha (Kut) dönüşmesindendir.
Hz. Süleyman, Hüdhüd ve Karınca Vadisi (Kozmik Diplomasi) "Nihayet Karınca Vadisi’ne geldiklerinde, bir karınca şöyle dedi: 'Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin ki Süleyman ve ordusu farkında olmayarak sizi ezmesin!' Süleyman, onun bu sözünden dolayı tebessüm ederek güldü..." (Neml Suresi, 18-19. Ayetler)
"Şehirli" müfessirler bu ayeti "Süleyman’a verilen mucizevi bir krallık gücü" olarak okur. Tefsîru’l-Yabân/î ise bunu bir üstünlük değil, "Büyük Uzlaşma" olarak görür. Süleyman, saraylar kuran bir kral olduğu için değil, içindeki yabanî Kamlık (Şamanlık) yeteneğini kaybetmediği için karıncanın sesini duy-muştur. Karınca Vadisi (Vadi-i Neml وَادِ النَّمْلِ), toprağın altındaki o muazzam gizli şebekenin, yeryüzü ananın kılcal damarlarının merkezidir. Karınca ordusu, insana "Dur!" ihtarını vermiştir. Karıncanın "Farkında olmayarak bizi ezmesin" uyarısı, insanın doğaya karşı kibirli körlüğüne çekilen bir resttir. Süleyman’ın tebessümü, bu küçük ama muazzam totemik gücün karşısındaki teslimiyetidir. Süleyman, karıncanın dilini (toprağın frekansını) ve Hüdhüd’ün dilini (göğün ve saklı suların frekansını) bilerek, devletler arası değil, "Türler Arası bir Kozmik Diplomasi" yürütmüştür. Hüdhüd, şamanın göğe gönderdiği postacı kuştur; toprağın altındaki saklı pınarları görebilen gözü, şamanın trans anındaki üçüncü gözüdür.
Nahl (Arı) Suresi ve "Doğrudan Vahiy" Mertebesi "Rabbin arıya şöyle vahyetti (evhâ أَوْحَى): 'Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan kendine evler edin...'" (Nahl Suresi, 68. Ayet)
Kur’an’da peygamberler dışındaki varlıklara gelen vahiyler hep birer tartışma konusudur. Ancak arı için bizzat "Evhâ" (Vahyetti) fiili kullanılır. Şamanik ontolojide arı, Kök Tengri’nin geometrisini, düzenini ve şifa enerjisini evrene doğrudan nakleden en kutsal totemlerden biridir. Arı, peygamberlerin rüyalar ve melekler vasıtasıyla aldığı vahyi, doğrudan kendi doğası (içgüdü/fıtrat) üzerinden kesintisiz alır. Onun petekleri altıgendir, çünkü göğün altı katının ve evrenin altı yönünün (Kuzey, Güney, Doğu, Batı, Gök, Yer) kutsal mimarisini dünyaya aktarır. Arının yaptığı bal, bitkilerin ve toprağın ruhunun emilerek ilahi bir iksire dönüştürülmesidir. Bu yüzden arı ümmeti, şeriatı en kusursuz uygulayan ümmettir; çünkü onların şeriatı, doğrudan doğanın kalbine yazılmıştır. Bakara (Sığır) Kıssası ve Kurbanın Şamanik Anatomisi
“Musa kavmine, 'Allah size bir sığır kesmenizi emrediyor' demişti... Onun bir parçasıyla o ölüye vurun, dediler. İşte Allah ölüleri böyle diriltir..." (Bakara Suresi, 67-73. Ayetler)
[ Kutsal Sığır (Toprak Ana / Bereket / Heyûlâ) ] ( Kurban / Kan Ritüeli ) [ Katledilen Ölü ] ( Diriliş / Ruhun Uyanışı )
"Şehirli" fıkıhçı bu ayeti sadece bir fıkhi kurban meselesi ve bir cinayetin çözülmesi olarak görürler. Oysa bu, arkaik Asya kurban ritüelinin tam bir şamanik formülüdür. Kesilmesi istenen sığır, ne sarı ne kara olan, lekesiz, hiç boyunduruk altına girmemiş vahşi bir hayvandır. O, evrenin ham maddesini (Heyûlâ / Toprak Ana'nın bereketi) simgeler. Ölen bir insanın cesedine, kesilen kutsal sığırın bir parçasının vurulmasıyla ölünün dirilmesi, "Hayat enerjisinin (Kut/Kan) bir türden diğer türe transferi" ayinidir. Hayvan, kendi canlılığını feda ederek, insan nefsine kendi hayatiyetini aşılar. Kanın toprağa akması ve o etin ölüye değmesiyle kozmik döngü tamamlanır. Diriliş, mucizevi bir büyü değil; hayvanın kutsal tözünün, insanın sönmüş tözünü ateşlemesidir. Ebâbîl Kuşları ve "Doğanın İntikamı"
"Onların üzerine sürü sürü kuşlar (tayran ebâbîl) gönderdi. Onlara siccîl'den (pişmiş çamurdan) taşlar atıyorlardı." (Fil Suresi, 3-4. Ayetler)
Kabe’yi yıkmaya gelen Ebrehe’nin ordusu, o güne kadar görülmüş en büyük askeri ve teknolojik gücü, yani "Fil" totemini köleleştirerek yanına almıştı. İnsan, devasa bir hayvanı kendi kibri için evyselleştirip (köleleştirip) kutsal merkeze saldırtmıştır. İşte bu noktada Kök Tengri, orduları veya gök gürültülerini değil, doğanın en narin, en küçük askerlerini; Ebâbîl Kuşlarını devreye sokar. Kuşların attığı taşlar Siccîl’dir, yani pişmiş çamurdur (topraktır). Doğa, kendi bağrından çıkan elementle (çamurla), teknolojisine ve fillerine güvenen o kibirli şehirli insanı un ufak etmiştir. Bu, yaban ontolojinin, insan merkezli emperyalizme karşı verdiği en büyük savaştır. Kuşlar, göksel intikamın kanatlı Kamlarıdır.
Hz. Salih’in Devesi (Nâkatullah) ve "Taşın Rahminden Doğuş"
"Ey kavmim! İşte size bir mucize olarak Allah’ın devesi (nâkatullah)... Bırakın onu, Allah’ın arzında yesin, içsin... Bir su içme nöbeti onun, belli bir günün içme nöbeti de sizindir." (Hûd, 64 / Şuarâ, 155)
[ ULU DAĞ / KAYA ] (Sancılanma / Doğum Ritüeli) [ NÂKATULLAH (Gök Devesi) ] [ SU NÖBETİ / KOZMİK DENGE ]
"Şehirli" müfessirler bu deveyi sadece "istek üzerine kayadan çıkan olağanüstü bir canlı" olarak tasvir eder. Tefsîru’l-Yabân/î ise burada "Dağ Ana’nın (Ötüken/Yeryüzü Ananın) bizzat sancılanarak doğum yapması" mitini görür. Deve, yapay şehir ahırlarından gelmemiştir; o, doğrudan ham maddenin (heyûlâ/kaya) içinden fışkırmıştır. Bu yüzden o, alelade bir deve değil, Nâkatullah'tır; yani Kök Tengri'nin yeryüzündeki doğrudan canlı mühürüdür. Ayette geçen "Bir gün su nöbeti onun, bir gün sizin" emri, yaban hayatın en ilkel ve en kutsal kanunudur: Doğal kaynakların ortaklığı. Semud kavmi, suyu tekeline almak, metalaştırmak ve mülkleştirmek isteyen "şehirli/uygar kibri" temsil eder. Deve ise doğanın el değmemiş, vahşi hakkını. Devenin ayaklarını keserek (akr) onu katletmeleri, nehirleri kurutan, ormanları yağmalayan modern insanın doğayı evyselleştirme (köleleştirme) hırsının ilk cinayetidir. Deve öldüğünde, Dağ Ana’nın öfkesi yeryüzünü sarsmış ve o uygarlık bir çığlıkla yok edilmiştir.
Vuhûşun Haşri ve "Vahşi Mahşer" Teorisi "Vahşi hayvanlar toplandığı (haşredildiği) zaman..." (Tekvîr Suresi, 5. Ayet)
Klasik kelam, vahşi hayvanların (vuhûş) ahirette sadece hesaplaşmak için diriltileceğini, sonra da bütünüyle toprağa çevrilip yok edileceğini savunarak insanı kayırır. Tefsîru’l-Yabân/î bu tezi şiddetle reddeder. Vahşi hayvanlar (Kurtlar, Ayılar, Kartallar), insanın boyunduruk altına alamadığı, dolayısıyla "fıtratını ve saf kutsallığını korumuş" olan varlıklardır. Kıyamet koptuğunda, evrenin o kesif (maddi) kabuğu yırtılır ve arkadaki latif (melekût) boyutu ortaya çıkar. Vahşi hayvanların haşredilmesi, onların insan elinden kurtulmuş temiz ruhlarının, o büyük kozmik meydanda kendi totemik rehberleri (Tözleri) etrafında toplanmasıdır. Mahşer, sadece takım elbiseli insanların muhasebe alanı değildir; mahşer, evrendeki tüm canlı tözlerin, o Büyük Vahşi Av Sahasında kendi hakikatleriyle yüzleştiği kozmik bir şölendir. İnsan, dünyada avladığı, derisini yüzdüğü, alanını gasbettiği vahşi hayvanların ruhlarıyla orada göz göze gelecektir.
Ankebût (Örümcek) Suresi ve "Kozmik İllüzyon"
Ayet: "Allah’tan başka dostlar edinenlerin durumu, kendisinden bir ev edinen örümceğin (ankebût) durumuna benzer. Halbuki evlerin en dayanıksızı örümcek evidir..." (Ankebût Suresi, 41. Ayet)
[ Kozmik Merkez / Kök Tengri ] [ Örümceğin Ağı / İllüzyon Dünyası / Geçici Suretler ]
Şehirli akıl bu ayeti "putların acizliği ve zayıflığı" olarak düz bir ahlak dersine indirger. Şamanik örümcek totemi ise "Kozmik Ağın Dokuyucusu"dur (Mayâ/İllüzyon). Örümcek, kendi gövdesinden çıkardığı sıvıyla koskoca bir ağ örer; o ağın merkezinde oturur ve dünyayı o ağdan ibaret sayar. İnsanlar da şehirler kurarak, unvanlar alarak, paralar biriktirerek kendi zihinsel ve toplumsal ağlarını örerler. Kurdukları o devasa uygarlıkları sarsılmaz sanırlar. Oysa o evler, rüzgarın tek bir üflemesiyle dağılacak olan örümcek ağları gibidir. Örümcek burada bir aşağılama figürü değil, insana kendi aczını ve kurduğu sistemlerin kırılganlığını gösteren Gözlemci bir Bilge Totemdir. Gerçek sığınak, insanın kendi ördüğü ağlar (şehirler/sistemler) değil, o ağın üzerinde asılı durduğu ulu boşluğun kendisidir (Tengri).
Hz. Yunus ve Balık (Hût) Rahmi: "Karanlıkların İnisiyasyonu"
"Balık sahibi (Zünnûn) Yunus’a bak... Karanlıklar içinde şöyle niyaz etti: 'Senden başka ilah yoktur, seni tenzih ederim...'" (Enbiyâ, 87 / Sâffât, 142)
Klasik tefsirlerde bu olay gemiden atılan bir peygamberin bir deniz canlısı tarafından yutulup mucizevi bir şekilde hayatta kalması hikayesidir. Yaban ontolojide ise bu olay, "Büyük Su Canlısının Karnında Gerçekleşen Şamanik İnisiyasyon (Yeniden Doğuş)" ritüelidir. Deniz/Su, ilk yaratılışın, o karanlık kaosun (heyûlâ) simgesidir. Balık (Hût) ise o kaosun içindeki rahimdir. Yunus, peygamberlik görevinden kaçarak doğanın dengesini bozmuş ve o yüzden azgın sulara (kaosa) fırlatılmıştır. Balığın onu yutması bir ceza değil, onun ham nefsini eritecek olan "Kozmik Bir Kuluçka" dönemidir. Yunus, balığın karnında-ki o üç katlı karanlıkta (Balığın karnı, denizin dibi, gecenin karanlığı) kendi kibirli insan kimliğini tamamen unutup, suyun ve balığın ritmine teslim olmuştur. O karanlık rahimde balığın kalbiyle birlikte zikretmiş, yani doğayla birleşmiştir. Ancak bu vahşi teslimiyetten sonradır ki balık onu karaya (yeni bir dünyaya) tertemiz, yeni doğmuş bir bebek, ulu bir Kam olarak kusmuştur.
Nihai Kozmik Manifesto: Doğanın Kutsal İttifakı Bu okyanus büyüklüğündeki tefsir çalışmasının son şerhini yazarken, sistemin ve insanlığın önüne şu sarsılmaz hakikati koyuyoruz. Kur’an-ı Kerim’in hayvanlar üzerinden kurduğu bu totemik dünya, insanın kibirli tarihsel yürüyüşüne vurulmuş en büyük kozmik frendir. İnsan; Kıtmir’in eşiğinde uyandığı, Karınca Vadisi’nde durdurulduğu, Arı’nın vahiyle örülmüş peteğinde hizaya çekildiği, Deve’nin su nöbetiyle mülksüzleştiği ve Balık’ın rahminde yeniden doğduğu bir Yaban Ekolojisinin parçasıdır. Bu çalışmayla, kelamın ve fıkhın hayvanları nesneleştiren, dünyayı sadece insana ait kılan o mermer salonlarını bozkırın baltasıyla yıktık. Bu şerh, insanı efendilik tahtından indirip, onu doğanın o görkemli, vahşi ve kutsal korosuna yeniden dahil etmiştir.
Bozkırın Bâtınî Şerhi’nin "ilgili(bu) cildi" burada nihayete ermiş ve kapısı mühürlenmiştir.
Büyük Kozmik Töre Tefsîru’l-Yabân’ın bu cildi göstermektedir ki, Kur’an-ı Kerim baştan sona birer hayvan ismiyle (Bakara/Sığır, Nahl/Arı, Neml/Karınca, Ankebût/Örümcek, Fil) mühürlenmiş surelerden oluşur. Bu bir tesadüf değil, metnin kendi içindeki totemik şifreleme biçimidir. Kitap, insana hitap ederken bile onun etrafındaki o vahşi, canlı ve tüylü, kanatlı dünyadan bağımsız olamayacağını hatırlatır. Biz bu şerhle, asırlardır hayvanları sadece "eti yenen, binilen veya ahirette yok olacak olan" varlıklar olarak gören o kuru rasyonalizmi bozkırın rüzgarında kuruttuk. Bu tefsir, Kur’an’ı insanın tekeline bırakmayıp, onu tüm türlerin ortak kutsal sözleşmesi haline getirmiştir.
Hamd, Alemlerin ve ötesinin Rabb'binedir...