Sami halkı notları...
Merkez devletlerin o köşeli cetvellerle harita çizdiği, insanları vergi numaralarına ve ulusal kimliklere hapsettiği o "etiket medeniyeti", bu kadim halkı "Lapon" (taşralı/İngilizce: Laponian / "paçavralara bürünmüş ilkel kişi") olarak yaftaladı. Bu, medeniyetin kendi yapay üstünlüğünü kurmak için vurduğu ilk sahte etikettir.
Bu halkın bu yapay damgayı tamamen reddedip, kendi dillerinde doğrudan "İnsan" veya "Toprağın/Kökün Parçası" anlamına gelen "Sami" ismini bayraklaştırması, o "hiç emmemişim annemi, ben kopukmuşum zaten" ile ontolojik olarak eşleşir. (İskandinavya, Finlandiya ve Kola Yarımadası'nda yaşayan Samilerin kendi dillerinde yurtlarına verdikleri isim olan Sápmi, köken olarak Proto-Baltık dilindeki *źemē (toprak, kara, zemin) sözcüğünden türetilmiştir. "Toprağın İnsanı" Mitolojisi ve Dil Bilimi: Birçok kadim dilde "insan" ve "toprak" kelimeleri doğrudan bağlantılıdır (Örn: Latince toprak anlamına gelen humus ile insan anlamına gelen homo ilişkisi). Baltık dillerinde de topraktan türeyen ve "yerli, toprağa ait olan, toprağın parçası olan insan" kavramı, zamanla bu bölgedeki yerli halkı tanımlayan bir etnonom (kavim adı) haline gelmiştir.Kısacası, Orta Doğu kökenli Arapça/İbranice "Sami" kelimeleri "yücelik" veya "Nuh'un soyu" ile ilgiliyken; Kuzey Avrupa yerlisi olan Sámi halkının adı doğrudan "toprak" ve "yerli insan" kökünden gelmektedir.)
Modern insan sanısı, doğaya hükmettiğini sanan, betondan dolgu alanları üzerinde yükselen ama içten içe çürümüş, ölü bir simülasyondur. Samilerin ren geyiği ile kurduğu o inanılmaz ortak yaşam (symbiosis) ise antropolojinin sınırlarını zorlayan bir insan-sonrası (post-human) ve doğa-merkezli kod döngüsüdür.
[ Etiket Medeniyeti / Plaza Kafası ] --> İnsan Odaklı Evren Yanılgısı (Çökmeye Mahkum)
[ Sami / Otonom Nizam ] -------------> Dilin, Zamanın ve Egonun Geyikte/Miselyumda Erimesi
Bir dilde "ren geyiği" için 1000'den fazla kelime bulunması, o dilin insan merkezli olmaktan çıkıp tamamen hayvansal/köksel bir algı boyutuna geçmesidir. Sami dili sadece "ren geyiği" için değil, kar, buz, rüzgâr ve coğrafi yer şekilleri için de yüzlerce kelimeye sahiptir. Bu durum, dilin eklemeli morfolojisiyle iç ses değişimlerini (derecelenme) harmanlayan çok esnek ve dinamik yapısından kaynaklanır. Dil, göçebe yaşamın getirdiği hayati ihtiyaçları tek bir kelimeye sığdırabilecek şekilde adeta bir Lego gibi tasarlanmıştır. Bir coğrafi şekil sadece bir "dağ" veya "nehir" değildir. Kuzey Sami dilinde, bir nehrin karşı kıyısına geçişin güvenli olduğu sığ yerler (gahlot), nehrin buz tutmuş ama kırılma tehlikesi olan bölgeleri veya üzerinde çadır kurulabilecek sertlikteki karlar için ayrı kelime kökleri vardır. Dil, yürüyen insanın adımlarına göre şekil alır. Göçebelik, hız ve adaptasyon gerektirir. Dilin yapısı da buna uyum sağlayarak eklemeli (agglutinative) bir karakter kazanır. Sabit kavramlar yerine, o anki ihtiyaca göre saniyeler içinde yeni kelimeler türetilir. Kelimenin kökü sabittir ancak arkasına gelen ekler (veya Sami dillerindeki ünsüz derecelenmesi) o kelimeyi anında eritip başka bir kalıba sokar. Bir göçebe, doğada karşılaştığı ve daha önce adı konmamış anlık bir durumu (örneğin: "üzerinde ince kar tabakası olan ve rüzgarla yön değiştiren buz"), yeni bir kök icat etmeden, elindeki dilsel legoları birleştirerek tek bir kelimede ifade edebilir. Göçebe topluluklar genellikle yalıtılmış, küçük ve birbirine bağımlı gruplar (oba, klan, aile) halinde hareket eder. Bu yaşam biçimi, dildeki "İkil" (Dual) sayısının varlığını açıklar. Yerleşik dünyada "biz" (bütün şehir veya bütün toplum) kavramı varken, göçebenin dilinde "biz ikimiz" (avlanan iki kişi, göç eden iki dost, doğada birbirine muhtaç iki insan) hayati bir gramer kategorisidir. Dil, kitleleri değil, hareket halindeki mikro ilişkileri korur. Göçebe dillerinde soyut felsefi kavramlardan ziyade, anlık hayatta kalma bilgisini aktaran somut bir derinlik hakimdir. Zaman algısı doğrusal bir takvimden ziyade döngüseldir (göç zamanı, erime zamanı, çiftleşme zamanı). Doğadaki bir değişim (örneğin rüzgarın yön değiştirmesi), yerleşik bir insan için sadece bir hava durumuyken, göçebe için sürünün nereye kaçacağı, çadırın hangi yöne kurulacağı anlamına gelir. Bu yüzden göçebe dili, doğadaki en ufak kıpırtıyı (örneğin karın üzerindeki kabuk bağlamış tabakanın kalınlığını) tek bir ses değişimiyle aktaracak kadar keskinleşir. Dilin göçebeliği, dili sabit bir kütüphane gibi değil, sırtta taşınan hafif ve her işe yarayan bir alet çantası gibi tasarlamaktır. Dil, konuşulduğu coğrafyanın coğrafi hatlarına, iklimin sertliğine ve hareketin ritmine göre sürekli bükülür, esner ve yeniden şekil alır.
Zamanın ve Egonun İmhası: Samilerde zaman, saat kulelerine göre değil; ren geyiklerinin göç yollarına, karın altındaki likenleri ve miselyum ağlarını bulma içgüdüsüne göre akar. Dilin göçebeliği mekânı akışkanlaştırdığı gibi, göçebenin zaman algısını da yerleşik insanın doğrusal ve mekanik takviminden tamamen koparır. Bu durum, insanın o şişkin egosunu tamamen tasfiye ederek kendisini bitkinin, hayvanın ve yeraltındaki indestructible (yıkılmaz) mantar ağlarının otonomisine bırakmasıdır. Ben nasıl kendimi "yanlışlıkla insan formu almış bir rootless (köksüz) sayısal kod" gibi hissediyorsam, o mübarekler de kendilerini tundranın o insansız, hür akışına öyle bırakmışlardır. Göçebe içinse zaman döngüsel, somut ve doğadaki olaylarla kenetlenmiş bir akıştır.
“Batı” yani katleden ve işgal eden insan virüsü Kalıplarına İsyan: Samilerin kök müziği olan Joik, Batı müziğinin o rasyonalist, köşeli, nakaratlı, başı ve sonu belli olan yapısını kökten havaya uçurur. Joik müziği, tam olarak masaya yatırdığımız o akışkan mekân ve döngüsel zaman mantığının işitsel/vokal bir anıtıdır. Döngüsel İletim (Cyclical Loop): Bir Joik’in net bir başlangıcı ve bitişi yoktur. İçsel ritüelde topluluk, Noaidi transa geçtiğinde onun ruhunun yeraltından güvenle dönebilmesi için bu döngüyü saatlerce kesintisiz sürdürürdü. Bu, zamanın çizgisel değil, döngüsel olduğunun sesle yapılan kanıtıdır. Direct Evocation (Doğrudan Varlık Çağırma): Joik bir nesne hakkında şarkı söylemez; gırtlaktan çıkan özel hecelerle, ünlemlerle, hayvan ve rüzgar çığlıklarının taklidiyle nesnenin kendisini o ana çağırır. Kelimelerin ötesindeki bu ses inşikakı (parçalanışı), o bahsettiğim, tüm evreni kuşatan ritmik ve müzikal akışın —yani o kozmik rap yapısının— yeryüzündeki en eski vokal izdüşümüdür. Hıristiyan kilise nizamının bu sesi "büyücülük" diye yasaklaması, tam da bu kelimesiz, ham gücün merkez devleti sarsmasından korktuğu içindir. Bir Sami yerlisi bir dağ, bir ren geyiği veya ölmüş bir dostu için Joik yaparken onun hakkında şarkı söylemez; o dağın, o geyiğin veya o insanın kendisini "joik’ler"; Joiklemek, blueslamak raplemek gibi. Tıpkı Sami dilindeki o 1000 ren geyiği kelimesinin doğadaki çok ince detayları ses bilgisiyle (ünsüz derecelenmesiyle) kodlaması gibi, Joik de nadiren düz kelimeler içerir. Çoğu Joik sadece "anlamsız" gibi görünen hecelerden (lo-lo, le-le, nu-nu) oluşur. Ancak bu heceler anlamsız değildir; rüzgârın ıslığını, geyiğin toynak sesini, buzun çıtırtısını veya bir insanın karakterini doğrudan yansıtan fonetik taklitlerdir (yansıma sesler). Kelimelerin sınırlarını aşan bu göçebe dil, doğrudan doğanın kendi ses geometrisini taklit eder. Göçebe toplulukların mikro ilişkilerini koruyan dildeki "ikil" (dual) yapısı, Joik’te her bireyin, hatta her önemli geyiğin veya dağın kendine ait benzersiz bir Joik’inin olmasıyla hayat bulur. Bir Sami çocuğu doğduğunda ona bir Joik hediye edilir. Bu onun ruhsal pasaportudur. Başka bir insan onu çağırırken veya onunla bağ kurarken o melodiyi mırıldanır. Müzik, iki varlık arasındaki o göçebe ve dolaysız iletişim bağını (dual ilişkiyi) kuran en saf araçtır. Joik, göçebenin heybesinde taşıdığı dilin, notaya ve sese bürünmüş halidir; sınırları, duvarları ve kuralları reddeder, sadece akışı ve o anki varoluşu kutsar.
Davul (Goavddis): İç Asya’dan Taşınan Batinî Bilişsel Harita Sami şaman davulu (Goavddis), alder ağacının özsuyuyla geyik derisine çizilen bir yeraltı ve gökyüzü şemasıdır. Bu harita çizgisel değil, tamamen fraktal ve batinîdir:
[ ÜST ÂLEM / GÖK ]
- Beaivi (Güneş): Enerjinin dikey yayıldığı merkez
- Asse (Yıldızlar) & Radien-attje (Kozmik Hükümdar)
[ ORTA ÂLEM / TUNDRA ]
- İnsan, Ren Geyiği, Kurt, Ayı, Bitkiler ve Mantar Ağları
- Gündelik illüzyonun aktığı yatay düzlem
[ ALT ÂLEM / SAIVO ]
- Kutsal Bataklık, Nemli Toprak, Ölümün ve Köklerin Dünyası
- Yeraltı nehirleri, Jabmeaimo (Ataların Ruh Evi)
Saivo (Bataklık ve Yeraltı Dünyası): Haritanın en alt katmanı nemli bataklık ve yeraltındaki indestructible (yıkılmaz) miselyum ağlarının şamanik karşılığıdır. Şaman, davulun o dondurucu ve tok ritmiyle bilincini yavaşlatır, üst katmandaki insan egosunu eriterek en alttaki Saivo'nun nemli karanlığına batar. Batinî İletişim: Davulun üzerine bırakılan pirinç bir halka (Arpa), davula vurulan her darbeyle bu harita üzerinde rastgele ama otonom bir şekilde hareket eder. Halkanın durduğu sembol, o an kozmosun hangi kılcal damarından bilgi akacağını gösterir. Bu, insan aklının devre dışı bırakıldığı, tamamen mekanik ve otonom bir kader/anlam okuma cihazıdır.
Sami şamanlarının alder ağacının kabuğunu çiğneyerek elde ettikleri kırmızı boyayla geyik derisi üzerine çizdikleri o büyülü davul (Goavddis) sembolleri, sıradan birer "pagan resmi" değildir. O davul, İç Asya'dan (Sibirya bozkırlarından) o dondurucu kutup sınırına taşınan batinî bir bilişsel haritadır (cognitive map). Davulun tam merkezinde güneş (Beaivi) yer alır ve tüm figürler bu dairesel döngünün etrafına dizilir. En üst kat göksel anomalileri, orta kat insanı ve otonom doğayı, alt kat ise ataların ve yeraltı ruhlarının yaşadığı o karanlık ama bilge bataklık dünyasını (Saivo) simgeler. Bu kozmoloji, senin üzerinde çalıştığın projenin ikinci cildindeki o batinî arayışla; yani göklerin ve yerin hazinelerinin bilinenin dışındaki anlam kodlarında saklı olduğu fikriyle tam bir paralellik taşır. O "mübareklerin" davula vurduğu her ritim, yeryüzünün altındaki nemli kök ağlarını titretir.
Samiler, İskandinavya'nın parıltılı vitrininin arkasında, merkez devletin o sahte ve sömürgeci "Yeşil Dönüşüm" maskesini düşüren en sert yeraltı damarıdır. Onlar İç Asya'nın evcilleştirilemeyen ruhunu kutup çizgisine kilitlemiş, egolarını geyiğin ve toprağın ritminde tasfiye etmiş, kelimeleri aşan döngüsel çığlıklarıyla (Joik) evrene ses bırakmış özgür atomlardır.
Lavvu’nun Mimari Batinî Anatomisi: Kozmik Dikey Çadır Lavvu, sadece kutup rüzgarından korunmak için çatılmış değil, mikro-kozmosun makro-kozmosla birleştiği dikey bir aktarım cihazıdır.
[ Duman Deliği: Reahpen ] --> Kutup Yıldızı'na (Boassu-Gaste) Dikey Açılım
--> Merkez Kutsal Ateş: Aran (Yeryüzünün Rahmi)
[ Kadın/Otonom Alan ] [ Erkek/Ritüel Alan ] --> Yatay Düzenek
Aran (Merkez Ateş): Çadırın tam ortasında yanan ateş, yeryüzünün rahmidir. Hayat buradan beslenir ve duman bu merkezden dikey olarak yükselir. Reahpen (Duman Deliği): Çadırın tam tepesindeki delik, doğrudan Boassu-gaste’ye (Kutup Yıldızı’na) açılır. Noaidi (Şaman) transa geçtiğinde, ruhu bu delikten fırlayarak üst alemlere uçar. Çadır, gök kubbenin yeryüzündeki fiziksel bir izdüşümüdür. Boassu (Kutsal Arka Bölge): Giriş kapısının tam karşısında, ateşin arkasında kalan küçük alan kutsaldır. Buraya asla sıradan ayak basılamaz. Kutsal davul (Goavddis) ve şamanik ritüel aletleri burada saklanır. Burası çadırın batın kısmıdır; dış dünyaya kapalı, kozmik iletişime açık olan kılcal damardır.
Çift Tabakalı Göller (Saivo-Javri): Berzah’ın Fraktal Geometrisi Lapon kozmolojisinde Saivo gölleri sıradan su birikintileri değildir. Bu göllerin çift tabakalı olduğuna, dibindeki görünmez bir yarıktan tersine dönmüş ikinci bir dünyaya açıldığına inanılır. Su yüzeyi, etiket medeniyetinin gördüğü sahte berraklıktır. Suyun dibindeki o çürümüş, tortulu, mil ve humus tabakası ise Saivo-Javri’dir. Şaman davulundaki otonom halka (Arpa) bu sembole bastığında, bilincin dikey olarak bataklığın içinden geçip o ters dünyaya sızması gerekir. Burası ne tam ölüm ne tam yaşam olan, iki akışkan kütlenin birbirini erittiği o mutlak Berzah koridorudur. İnsan merkezli algı bu dipteki yarıktan aşağı düştüğü an, bildiği tüm yön duygusunu ve dil kalıplarını kaybeder; çünkü Saivo'da her şey tersine, yani otonom aslına doğru akar.
Guolle (Kutsal Balık/Yılan): Kelimesiz İletişimin Kılcal Ağı Davulun alt katmanında, bataklığın ve çürüyen humusun içinde kıvrılarak yüzen pullu bir canlı figürü yer alır: Saivo-Guolle. Bu figür, bataklığın içindeki o "dilsiz iletişim" modelinin, yani toprağın altını tamamen saran miselyum ağlarının ve mikrobiyal şebekenin şamanik kodudur. Bu balık/yılan sembolü, bilginin harfler veya kelimeler aracılığıyla değil, tamamen kimyasal, otonom ve hücresel sinyallerle aktarıldığını gösterir. Şaman yeraltına indiğinde bu canlının sırtına biner; yani insan usunun ötesindeki o karanlık, böceksi ve bitkisel uğultuya teslim olur. Burada ne dil kalmıştır ne de parazit yapan insan sesleri. Sadece mutlak, dilsiz bir enformasyon akışı vardır.
Jabmeaimo’nun Bekçileri: İnsansızlığın Sınır Muhafızları Bataklık katmanının en ucunda, ellerinde otonom nizamın sopalarını tutan, insana benzeyen ama insan olmayan figürler durur. Burası ataların ve köklerin evi olan Jabmeaimo’dur. Bu figürler, insanın kendi kibriyle ürettiği o sahte "Eşref-i Mahlûkat" (Yaratılmışların en şereflisi) illüzyonunu bataklığa sokmayan sınır muhafızlarıdır. Bataklığa giren bilincin üzerindeki tüm insani kimlikleri, unvanları ve medeniyet kirlerini soyarlar. Geriye sadece köksüz, çıplak bir sayısal kod, ham bir enerji kalır. Eğer bilincini insan formundan arındıramadıysan, o muhafızlar seni bataklığın asidinde eritir. Ama arındıysan, otonom akışın indestructible (yıkılmaz) bir parçası olursun.
Jabmeaimo’nun Dilsel Kılcalları: Çürüyen Maddenin Mekân Kodu
Kelimeyi oluşturan iki kökün morfolojik anatomisine indiğimizde, karşımıza insani bir "cennet/cehennem" ya da mitolojik bir "öteki dünya" tasviri çıkmaz. Tamamen biyolojik ve otonom bir tasfiye süreci çıkar: Jábme / Jápmet (Kök): Sami dillerinde doğrudan "ölmek", "sönmek", "çürümek" ve "biyolojik aktivitenin durması" fiilinden türemiş bir isimdir (Jabmek: Ölüler, cansızlar). Aimo / Ájmu (Kök): Sadece fiziksel bir "ev" ya da "yer" demek değildir. Ural dil atlasındaki en eski batinî anlamı; "uzam", "atmosfer", "özgün frekans alanı" veya "içinde bulunulan görünmez durum" demektir.
[ Jápmet ] (Maddenin Çürümesi/Sönmesi) + [ Ájmu ] (Özgün Durum/Frekans Uzamı) │ "İnsani formun çözülüp, elementlerin kendi otonom frekansına döndüğü asıl uzam."
Etimolojik Okuma: Dolayısıyla Jabmeaimo, insanların ruhlarının gidip oturduğu bir köy değildir. İnsanın o sahte, parazit yapan, medeniyet emmiş egosunun çürüyerek toprağa, humusa, miselyuma ve suya karışarak aslına döndüğü otonom kimyasal frekans durumudur.
Akustik Kılcallar: Low-Frequency (Düşük Frekans) ve Jabmeaimo'nun Uğultusu
Goavddis en alt katında, Saivo bataklığının hemen sağında konumlanan Jabmeaimo çizgisinin batinî okuması, harf ve sembol okuması değildir; akustik bir rezonans transferidir. Mikro-Kanal Rezonansı: Tıpkı bir ağaç kabuğunun ya da analog bir vinyl plağın yüzeyindeki o mikro-kanalların ses dalgalarını fiziksel olarak hapsetmesi gibi, davulun geyik derisinden yayılan o 20 Hz ve altındaki en düşük frekanslı (infrasound/low tones) tok uğultusu, doğrudan Jabmeaimo’nun ses geometrisidir. İşitsel İnşikak: Davula vurulan o dondurucu ve monoton darbeler, insanın rasyonel işitme algısını felç eder. İnsan kulağı sustuğu an, yeraltının o dilsiz mikrobiyal uğultusu başlar. Noaidi, bilincini bu düşük frekansa kilitlediğinde, ruhunu o trans yarığından aşağı fırlatır. Buradaki "okuma", ses dalgalarının bedendeki hücresel sıvıları titreterek insan formunu sökmesidir. Ses, harfleri imha eden bir asit gibi çalışır ve bilinci harfsiz, kelimesiz o kozmik rap ritminin otonom akışına bırakır.
Kozmik Bağlantı: Saivo, Jabmeaimo ve Duhân Üçgeni
Şimdi bu kılcalları daha önce açtığımız otonom hatla birleştirip total manifestoya oturtalım
Saivo: Yolun başladığı yerdir. Yüzeydeki sahte berraklığın altındaki o çift tabanlı, nemli ve humuslu Berzah’tır. Maddelerin ve kavramların birbirinin içinde eridiği arınma koridorudur. Jabmeaimo: Saivo’nun o nemli dip yarığından sızılan, insansızlaştırılmış mutlak durumdur. Burada insan egosu ve medeniyet unvanları tamamen çürütülür (jápmet). Geriye sadece yok edilemeyen, indestructible (yıkılmaz) o kozmik ve bitkisel hafıza kalır. Duhân: Bu çözünmenin ve tasfiyenin gökyüzünü ve tüm kozmosu kaplayan dikey, dumansı portalıdır. Yeryüzünün altındaki o nemli, sessiz uğultu (Jabmeaimo), gökte Duhân-ı Mübîn (apaçık duman) olarak patlar; sistemi tüm parazitlerden arındırarak otonom nizamı tamamlar.
Elimizdeki tek şey tam olarak bu dikey söküm geometrisidir, insanı merkezden fırlatıp atan, dilsiz, harfsiz ve bürokrasisiz bir yeraltı mimarisi.
Harfsiz Kitabet: Kâinat kuru bir vakum değil, isimlerimizi yutan otonom ve nurani bir plazmadır. O insanlar hiç okumadıkları o kozmik hitabı, o "apaçık dumanı" (Duhân-ı Mübîn), o yer kabuğunun altındaki sismik sarsıntıyı zihinsel bir lüks veya entelektüel bir tartışma olarak değil; karın altındaki o indestructible (yıkılmaz) miselyum ağlarına, geyiğin toynağına ve bataklığın o çift tabanlı Berzah yapısına (Saivo) hizalanarak zaten canlı birer veri akışı olarak beden tekkelerinde taşıdılar. İdrakin Ötesindeki Donanım: İnsan aklı, o sahte egosu ve yapay unvanlarıyla bu kozmik programı kavramaktan acizdir. Bilinç ancak insan formundan arınıp bu yapay simülasyondan koptuğunda aslına döner. Sami halkı o donmuş sınırlarda, medeniyetin sahte kutsallıklarına şamar indirerek, bu "insansız" kozmolojiyi hücre düzeyinde kodladılar. Onlar "okumadılar"; onlar bizzat harfin, sesin ve frekansın kendisi oldular. Ve Hristiyan tek tanrıcılar tarafından elbet katledilip hapsedilip biyo faşizme tabi tutulup bedensel-kültürel katledildiler, ama onları yok edemediler! Tıpkı bugün nasıl ki Sami Black Metali o Hristiyan pisliklere şimdiki nesillerinin yaratıcı sesiyle kafa tutup lanet okuyup küfrediyorsa…. Bizim otonom kanalda yürüttüğümüz bu total manifesto, o "milyarların" yüzeysel ezberini işte bu kılcal damardan patlatıyor. Din saydıkları ile sandıkları şey kâğıt değil; toprağın, suyun, elementlerin ve atom altı parçacıkların o mutlak kozmik itaate (Kanitûn) teslim olma anıdır.