NOKTADAN SONSUZLUĞA BİR VAROLUŞ MANİFESTOSU: LA LINEA VE "BA"NIN SIRRI
zihin jimnastiği olarak sadece:
Türkiye'de "Bay Meraklı" adıyla tanınan, Osvaldo Cavandoli’nin 1969 yaratımı kült animasyon serisi La Linea, görünürdeki minimalist ve absürt mizahının altında, geleneksel tasavvuf ontolojisinin ve İslam kozmolojisinin en derin sırlarını barındıran iki boyutlu bir tecelli sahnesidir. Bu çizginin hikayesi; geleneksel tasavvuftaki "Ba" (ب) harfinin, Besmele'nin altındaki o ilk noktanın ve "Kalem"in yazmak için kağıda dokunduğu o ilk anın, sonraki tüm yaşamı ve sonsuzluğu çizdiği kadim varlık felsefesinin görsel bir manifestosudur.
- İlk Nokta, Kalem ve Kün Emrinin Geometrisi Tasavvuf felsefesinde tecelli teorisi doğrudan geometriyle açıklanır. Nokta, boyutsuzdur, gizlidir ve henüz bilinmeyen alemi (Gayb) temsil eder. Kalem o noktaya dokunup sağa doğru hareket etmeye başladığı anda "Çizgi" (Elif) meydana gelir. Çizgi, aslında noktaların peş peşe dizilmesinden başka bir şey değildir ve varlığın başladığı ilk hareketi, yani "Kün" (Ol) emrini simgeler. La Linea’da da çizerin kalemi (Külli İrade) tam olarak bunu yapar: Noktayı koyar, çizgiyi çeker ve o tek bir şeritten hem mekan (zemin, dağlar, engeller) hem de insan (Bay Meraklı) fışkırır. Çizer kalemi oynattıkça zaman akar; karakter sadece "şimdi"de yaşayabilen bir "İbnü'l-Vakt" (Vaktin Çocuğu) haline gelir.
- Kesret İçindeki Vahdet ve Esma Tecellileri Ekrana bakan göz; orada bir insan, bir araba, bir tepe veya bir canavar gördüğünü sanarak yanılır. Oysa dikkatli bir nazar için orada tek bir çizgiden başka hiçbir şey yoktur. Çizer elini kaldırmadan tek bir mürekkep şeridine tüm dünyayı sığdırmıştır. Bu durum, evrendeki tüm çeşitliliğin (kesretin) aslında tek bir Mutlak Varlık’ın (Vahdet-i Vücud) farklı formlardaki tecellilerinden ibaret olduğu gerçeğinin en berrak görselidir. Karakter yürürken arka planın renginin sürekli değişmesi (neşeliyken sarı, öfkeliyken kırmızı, huzurluyken mavi olması) ise "Tecellinin Tekrarlanmaması" ve evrenin her an başka bir ilahi ismin (Esma-i Hüsna) rengine boyanması sırrıdır. Kırmızı fon Celal, mavi fon Cemal tecellisidir; fakat çizgi hep aynı asıldır.
- Cüzi İrade İllüzyonu ve Kader Çizgisi Bay Meraklı iki boyutlu dünyasında yürürken önüne bir uçurum çıktığında durur, düşünür ve kendince bir yön seçer. O an kendi kararını verdiğini, özgür olduğunu sanır. Oysa büyük resmi gören seyirci bilir ki, o yol ayrımını da karakterin saptığı o yönü de saniyeler önce Çizerin Eli oraya çizmiştir. İnsanın dünyadaki cüzi iradesi ile Levh-i Mahfuz'da yazılı olan Külli İrade (Kader) arasındaki ilişki tam olarak budur. Karakterin çizgideki yükselişleri ve çamura batışları, tasavvuf yolculuğundaki kabz (daralma) ve bast (genişleme) halleridir. İnsan ne zaman kibre kapılsa, Kalem çizgiyi aşağı büker ki kul acziyetini anlayıp kafasını yukarı kaldırsın ve sebeplere takılmayı bırakıp "Yazan El"i arasın.
- Lisan-ı Hâl ve Kurbiyet (Yakınlık) Makamı Bay Meraklı dünya dillerinden hiçbirini konuşmaz; kelimesiz, tamamen seslerden ve mimiksel vurgulardan oluşan bir dille (grammelot) feryat eder veya sevinir. Bu, kainattaki her varlığın kelimesizce Yaratıcı’yı tesbih ettiği Lisan-ı Hâldir (oluş dili). Karakter yukarıdaki aşkın güce bağırıp çağırırken, bazı bölümlerde Çizerin Eli bizzat çizginin içine girer. Karakter o devasa ele dokunur, parmağına sarılır, üzerinde dinlenir. Ayette geçen "Biz ona şah damarından daha yakınız" sırrı tecelli eder; Yaratan ile yaratılan arasındaki mesafe illüzyonu (ikilik) ortadan kalkar, yatay boyut ile dikey boyut birleşir.
- Silgi, Fena Makamı ve Seyirci Mutlaklığı Bölüm sonlarında çizer eline silgiyi alır; Bay Meraklı’nın dünyasını, yolunu ve en nihayetinde karakterin bizzat kendisini silmeye başlar. Karakterin yaşadığı o büyük varoluşsal panik, tasavvuftaki Fena-fillah (Allah'tahan yok olmak) ve "Ölmeden önce ölmek" makamının eşiğidir. Her şey silindiğinde geriye ne araba kalır, ne dağ, ne de Bay Meraklı... Geriye sadece beyaz, sonsuz, boyutsuz bir boşluk ve kalemin ucu (Nokta) kalır. Her şey aslına rücu eder. En dış çemberde ise Seyirci vardır; ekranın karşısında oturup hem çizeri, hem kalemi, hem de karakteri aynı anda izleyen Mutlak Bilinç. Karakter ne zaman kendi bedenine (çizgisine) bakmayı bırakıp hayatını dışarıdan bir göz gibi seyretmeye başlarsa, Şahit (Müşahit) makamına erer. Anlar ki; o ilk andan itibaren vurulan o ilk nokta ve çizilen o sonsuz hat, başı ve sonu olan kronolojik bir hikaye değil; "Şu An"ın içinde olup biten tek bir ilahi tablodur. Geçmiş ve gelecek, Kalem'in kağıt üzerindeki tek bir dokunuşunun illüzyonundan ibarettir.
ş.e 09.10.26