MERHABA

KELİMESİZ DOLULUK

İnsan yeryüzüne bakar ve nesneler görür. Taş. Mantar. Su. Orman. Bataklık. Rüzgâr. Fakat nesneler yeryüzünün dili değildir. Nesneler yalnızca fiillerin kısa süreli görünüşleridir. Taş, sıkışmanın adıdır. Nehir, aşındırmanın. Bataklık, geri almanın. Mantar, çözmenin. Orman ise çoğalmanın. Biz dünyanın isimlerini öğreniriz; fakat dünya fiiller halinde çalışmaya devam eder. Bu yüzden insan doğanın içinde yaşamaz. İnsan doğanın geçici bir cümlesidir.

I. PERMAFROSTUN UZUN HAFIZASI Kuzeyin donmuş katmanları ilk bakışta sessiz görünür. Fakat bu sessizlik yokluk değildir. Sessizlik burada korunmanın başka bir biçimidir. Çürümesi gereken şeyler çürümez. Dağılması gereken şeyler dağılmaz. Yok olması gereken şeyler bekler. Permafrost ölü maddeleri saklamaz. Zamanı yavaşlatır. Bu nedenle tundrada yürüyen insanın karşılaştığı şey boşluk değildir. Aşırı birikimdir. Toprağın altında bekleyen eski yazlar, eski yağmurlar, eski hayvanlar, eski nefesler. Donmuş dünya geçmişi unutmaz. Sadece konuşmayı bırakır. Belki de bu yüzden kuzeyin kozmolojileri çoğu zaman gürültüden değil sessizlikten doğar. Bir şey söyleyen değil, bekleyen bir evren ortaya çıkar.

II. ORMANIN DÜŞÜNME BİÇİMİ Tropikal yağmur ormanı bunun tersidir. Burada hiçbir şey beklemez. Her şey diğerinin içine doğru büyür. Bir kök başka bir köke dolaşır. Bir mantar başka bir canlının ölümüne yerleşir. Bir sarmaşık ışığı ele geçirmek için yükselir. Bir tohum düşerken aynı anda yüzlerce olasılık üretir. Orman bir nesne değildir. Bir yoğunlaşmış ilişkiler sistemidir. Bu yüzden ormanın temel hareketi hafıza değil yayılmadır. Permafrost tutar. Orman taşır. Permafrost biriktirir. Orman dolaştırır. Permafrost mühürdür. Orman ağdır. Birinin dili suskunluksa diğerinin dili çoğalmadır.

III. İNSANIN JEOLOJİK YANILGISI İnsanın en eski yanılgılarından biri kendisini olayların merkezinde sanmasıdır. Oysa insan merkez değildir. Merkez diye bir şey yoktur. Bir mangrov kökü kendisini merkeze koymaz. Bir liken kendisini merkeze koymaz. Bir nehir deltası kendisini merkeze koymaz. Yalnız insan böyle bir hikâye anlatır. Ve sonra o hikâyeye inanır. Oysa jeolojik ölçekte bakıldığında insan da diğerleri gibi bir geçiş formudur. Toprak kadar eski değildir. Mantar kadar sabırlı değildir. Okyanus kadar büyük değildir. Sadece daha gürültülüdür. Bazen bütün medeniyet dediğimiz şey, birkaç bin yıllık bu gürültünün kendi yankısını dinlemesinden ibaret görünür.

IV. KELİMESİZ DOLULUK Bazı anlarda insanın dili geride kalır. Bu mistik bir olay olmak zorunda değildir. Bir dağın önünde olabilir. Bir ölümden sonra olabilir. Bir çölün ortasında olabilir. Gece denize bakarken olabilir. Anlam çözülmez. Tam tersine. Anlam aşırı yoğunlaşır. Sözcükler yetersiz kalır. İşte bu noktada boşlukla karşılaşılmaz. Dolulukla karşılaşılır. Fakat bu doluluk kavramsal değildir. Tanımlanamaz. Etiketlenemez. Sahip olunamaz. O yalnızca hissedilebilir. Bu nedenle dünyanın en eski deneyimleri çoğu zaman açıklama üretmez. İmgeler üretir. Şarkılar üretir. Mitoslar üretir. Taşlara çizilmiş şekiller üretir. Çünkü bazı şeyler bilgi haline getirildiğinde küçülür.

V. YERYÜZÜNÜN DERİN ZAMANI Yeryüzü insanın anlattığı hikâyelerden çok daha yaşlıdır. Bir bataklık bir devletten daha eskidir. Bir mantar ağı çoğu imparatorluktan daha dayanıklıdır. Bir nehir birçok ideolojiden daha uzun ömürlüdür. Bu nedenle yeryüzü acele etmez. Onun zamanı seçim dönemleriyle ölçülmez. Onun zamanı takvimlerle ölçülmez. Onun zamanı katmanlarla ölçülür. Sedimanlarla. Buz çekirdekleriyle. Mercanlarla. Kayalarla. Ve belki bu yüzden insan bazen derin bir huzursuzluk hisseder. Çünkü içinde yaşadığı zaman ile üzerinde yürüdüğü zaman aynı şey değildir. İnsan saatlerle yaşar. Dünya katmanlarla.

VI. SONSUZ TORTU Sonunda her şey tortuya dönüşür. Bir şehir. Bir din. Bir ideoloji. Bir aşk. Bir savaş. Bir uygarlık. Hepsi. Toprak onları yargılamaz. Toprak onları ödüllendirmez. Toprak yalnızca bünyesine katar. Tarihin son sahibi kahramanlar değildir. Tarihçiler de değildir. Son sahip tortudur. Çünkü sonunda her şey stratigrafiye yazılır. Ve belki insanın gerçek adı da budur: Ne kral, ne yurttaş, ne tüketici, ne de özne. Yalnızca kısa süreliğine bilince dönüşmüş bir tortu katmanı. Yeryüzünün kendi derin zamanına düşülmüş geçici bir dipnot.

02:30 - 8.10.2026 ş.e