MERHABA

ebb أَبّ

Ebb (أَبّ) Şimdi bilinci o kelimenin çıplak, sözlüklerin ve tefsirlerin elini ayağını çektiği o ilk çatlağına yönlendirelim: Sayın Ebubekir'i Susturan O "Boşluk": Bu kelimenin tefsir tarihindeki o muazzam sarsıntısını boşuna deşmiyoruz. Efendi Ebubekir’e "Fâkihe’yi biliyoruz da, Ebb nedir?" diye sorulduğunda o meşhur cevabı verir: "Eğer Allah’ın kitabındaki bir kelime hakkında bilmediğim halde kendi görüşümle konuşursam, hangi gökyüzü beni gölgeler, hangi yeryüzü beni taşır?" İşte burası, insan aklının ve dilinin tasfiye -tasfiye kelimeme alışın, ana düsturum olan "mürekkepin tasfiyesi"yle özgürleşen bu terim benim olmazımdır- olduğu andır. Kur'an'da neredeyse her kelime insani bir idrake, ahlaka ya da gözleme bağlanırken, Ebb kelimesine gelindiğinde sistem bir anlığına insanı tamamen dışarıda bırakır. Kelime, insan ziraatından, insan isimlendirmesinden ve insan dilinden bağımsız, saf bir otonom tabiat kütlesi olarak oraya fırlatılmıştır -görebilsek ve de görebilene tüm kelimelerin olduğu gibi yani. İnsan o kelimeye isim koyamaz, çünkü o kelimenin işaret ettiği şey, insanın daha dünyada esamesi okunmazken toprağın kendi kendine fışkırttığı o vahşi, başıboş nebatattır.

"Ebb" ve "Flow" Arasındaki O Kozmik Gel-Git (Cosmic Low Tide) Benim saklı şerh hattından baktığımıda, kelimenin İngilizcedeki "ebb" (gel-git olayındaki çekilme, alçalma, low tide) ile olan anlamsal ikizliği tesadüfün ötesindedir. Batı dillerinde ebb, suyun ve enerjinin geriye doğru çekilmesi, formun sönümlenmesi, o mutlak sessizliğe geri rücu ediştir. (a-b-b): İlginçtir ki, Arapça kökeninde de bu kelime bir şeye "yönelmek, hazırlanmak, aslına dönmek için hızlanmak" anlamlarını taşır. Bu iki hat tam ortada, benim "mağlubiyetlerin aşkın bir form olarak zuhur etmesi" tezimde birleşiyor. Ebb, yeryüzü karasının üzerinde, insanın zafer odaklı, çizgisel ve işgalci simülasyonuna karşı tabiatın sessizce geri çekilmesi, taban faza inmesi ve orada kendi otonom, rizomatik direniş ağını kurmasıdır. Düzenli, budanmış, sulanmış insan bahçeleri birer "iktidar" alanıyken; Ebb, o iktidarın çöktüğü, geri çekildiği (ebb) bataklık ve mera zeminlerinde kendiliğinden biten, devletin ve yasanın sınır koyamadığı o egemen, başıboş yeşilliktir. -bkz; son 15 yılda ülkemizde mera vb özgür yapılarına devlet saldırıları…

Subatomic Geri Çekilme: Matematiksel ve kuantum düzeyinde Ebb, parçacıkların görünür formlar (meyveler, çiçekler, gövdeler) oluşturmayı bırakıp, enerjiyi tekrar saklı faza, toprağın o karanlık potansiyeline çekmesidir. Mürekkep, kâğıt üzerinde görünür bir yazı (insan tarihi) yazmaktan vazgeçer; kendi içine doğru tasfiye olur, kurur ve otonom bir zemine dönüşür. Fâkihe (meyve) insan bilincinin kopardığı o "görünür tecelli" ise, Ebb o tecellinin altındaki karanlık, adsız, dip dalgadır. Hayvanların (an'âm) o doğrudan, aracısız, dilsiz ve akılsız iştahıyla bağ kurduğu o vahşi beslenmedir.

Arapça Ebb (أَبّ) ile Batı dillerindeki Ebb (gel-git dalgasının çekilmesi), insanın o piti piti iradesini sıfırlayan tek bir kozmik rücuda birleşiyor. Kelimelerin etimolojik etini kemiğinden ayırarak deşelim: Arapça A-B-B (أب): İradenin İptali ve Hayvani/Otonom Otlanma Arapça kök mekaniğinde A-B-B, sadece rastgele biten otlar demek değildir; toprağın insan müdahalesi, ekimi, dikimi ve mülkiyeti olmaksızın, kendi otonom hızıyla ürettiği ham yeşilliktir. İnsanın Sınırını Aşan Beslenme: Fâkihe (meyve), insanın seçici, zevk odaklı, medeni ve dikey "özne" bilincine hitap ederken; Ebb, doğrudan An'âm’ın (hayvanların, sürülerin, biyolojik alt düğümlerin) ham, dilsiz ve otonom iştahına bırakılmıştır. Burada insan aklı, tasnif yeteneği ve dili tasfiye olur. Hayvanın Ebb ile kurduğu ilişki, bir "gastronomi" ya da "tarım" değil, doğrudan biyolojik donanımın kozmik yazılımla kurduğu o otomatik, hissiz ve mutlak entegrasyondur. Toprak vahşice verir, hayvan dilsizce yutar; arada ne ego vardır ne de mülkiyet. Batı Dillerinde Ebb: Mağlubiyetin Aşkın Bir Form Olarak Zuhuru: Şimdi madalyonun diğer yüzünü, "Beden karası ya da yeryüzü karası üzerinde mağlubiyetin bir aşkın form olarak zuhuru" olarak kurduğum felsefi hattına çevirelim. İngilizcedeki Ebb, suyun çekilmesi, low-tide, enerjinin sönümlenmesidir dedik; İnsan simülasyonu, her zaman bir "akış", "ilerleme", "fetih" ve "zafer" (flow/flood) illüzyonu üzerine kuruludur. Devletsi kapatma cihazları, plazalar ve medeniyet, bilinci sürekli yapay bir genleşmede tutmak ister. İşte Mağlubiyet/Geri Çekilme, sistemin bu yapay büyümesine karşı geliştirilen o sarsıcı otoimmünite fazıdır. Sistem, o sahte zafer illüzyonundan, kendi özünü korumak adına vahşice ve bilerek geriye çekilir (ebb). Bu bir yenilgi değil; bilincin insani ağırlıklarından, hafızasından ve o sahte kimliklerinden kurtulup pürüzsüz, pür-i pak bir hiçlik zeminine, "Lâmekân" faza rücu etme arzusudur.

İki Ebb'in Kesişimi: Bu iki anlam kökü, Abese Suresi'nin o dikeyden yataya geçen anatomisinde muazzam bir düğüm oluşturur: Medeniyetin, sahte dikey yükselişlerin ve insan aklının bittiği yerde yeryüzü geriye çekilir (Batı dillerindeki ebb). Bu geri çekilme, pürüzsüz bir boşluk yaratır. Ve o boşluktan, insanın sınırını aşan, devletin sınır çizemediği, ehlileştirilemeyen o otonom nebatat halısı fışkırır (Arapça ebb). Mürekkep kendi kendini tasfiye eder; insan yazısı silinir, kâğıt çıplaklaşır ve kâğıdın üzerinde sadece toprağın dilsiz, adsız, ham bitki örtüsü kalır. Ebb, insanın mağlubiyet bayrağını çektiği yerde doğanın ilan ettiği o mutlak, şizofrenik ve otonom egemenliktir. İnsan geri çekilir ki, ilahi ve hayvani donanım kendi otomatik döngüsünü tamamlasın. Devlet Allaha düşmandır! İddias ettiklerinin tam aksine!

Biyolojik Üreme İllüzyonunun Erimesi İnsan simülasyonu, kendi devamlılığını ve etten kemikten kurduğu o sahte ölümsüzlük barikatını "biyolojik üreme" mitiyle tahkim etmek ister. Soylar, soplar, aileler, çocuklarla yeryüzü karası üzerinde dikey bir mülkiyet ve ego ağı örer. Oysa Ebb faza geçildiğinde, yani insan aklı ve medeniyet geri çekildiğinde görülür ki; biyolojik üreme denilen şey, türün kendi kendine taptığı aciz bir illüzyondan ibarettir. Tenzih fazı, bu dikey genleşmeyi, bu sahte "yaratım" iddialarını kökünden eritir. Canlılık, bir aktarım ya da beşeri bir başarı değil; sadece otonom bir akışın, kara çamurun içindeki saklı bir yazılımın geçici bir titremesidir. Tenzih, teni tasfiye eder; geriye sadece pür, pürüzsüz ve çıplak bir geometrik kod bırakır.

Mutlak Kozmik İtaat: İşte bu erimenin ulaştığı dip dalga, Kanitûn frekansıdır. Kur’an’daki Kânitîn/Kânitûn (mutlak bir teslimiyetle, huşu içinde, otonom ve sürekli bir şekilde boyun eğenler) kavramı, benim o radikal kozmik şerhimde insan ahlakının ötesine geçer. Buradaki itaat, bir "kulun efendisine rızası" gibi beşeri bir tiyatro değildir. Kanitûn frekansı; göklerin, yerin, miselyum ağlarının, otonom meranın (ebb) ve atomaltı parçacıkların başka hiçbir alternatifleri yokmuş gibi -ki yok, doğrudan, hissiz, otomatik ve kusursuz bir şekilde ilahi nizamı icra etmesidir. Güneş nasıl batacağını düşünmüyorsa, ebb topraktan fışkırırken kimseden izin istemiyorsa ve hücre kendi içindeki o otonom programı acı çekerek ama milim şaşmadan yürütüyorsa; kâinat bütünüyle bu frekanstadır. İnsan, o yapay egosuyla bu ritmi bozduğunu zanneder. Ancak Sâhha patladığında ya da Ebb çekildiğinde, insanın o Dead Simulation (Ölü Simülasyon) hali de bu mutlak kozmik itaatin içine bir atom gibi çekilir, eritilir ve aslına rücu ettirilir.

Ebb Ek ve küçük tekrarlar

Kuantum Potansiyelinin Çöküşü olarak Ebb

Mevcut şerhde Ebb için "Parçacıkların görünür formlar oluşturmayı bırakıp saklı faza geçmesi" dedik. Burayı matematiksel olarak daha da deşelim: Fâkihe (Meyve): Kuantum fiziğindeki "Gözlemci Etkisi"dir (Observer Effect). İnsan öznesi sisteme bakar, onu kendi algısıyla süzüp ehlileştirir ve dalga fonksiyonunu tek bir "görünür meyveye" çökertir. Meyve, insan kibrinin evreni rasyonelleştirme sınırıdır. Ebb (أَبّ): Gözlemcinin bütünüyle tasfiye olduğu, saf olasılık dalgasıdır. İnsanın bakışı aradan çekildiğinde, nebatat ve parçacıklar belirli bir form (mülkiyet) almayı reddeder. Ebb, maddeyi bir kimliğe bürünmeye zorlayan o beşeri aydınlanmayı / gün ışığını sabote eden otonom bir süperpozisyondur. İnsan o kelimeye isim koyamaz, çünkü o kelime çökmüş bir formu değil, sistemin henüz ehlileştirilmemiş o devasa, vahşi ve ham potansiyelini temsil eder.

a-b-b Kökenindeki "Asla Dönüş Riti" ve Entropi Yasası Arapça kök mekaniğindeki a-b-b (bir şeye yönelmek, aslına dönmek için hazırlanmak) ile Batı dillerindeki ebb (suyun çekilmesi) arasındaki o kozmik gel-git düğümünü Termodinamiğin İkinci Yasası (Entropi) ile sabit kılalım: Modern dünya ve devlet aygıtları, sürekli enerjiyi dışarı pompalamak, çizgisel bir zafer (flow/flood) illüzyonuyla yeryüzünü işgal etmek ister. Bu yapay genleşme, sistemi kaçınılmaz bir kaosa sürükler. İşte Ebb, kâinatın otoimmün soğutma sistemidir. Evren, insanın o piti piti üreme ve büyüme kibrini durdurmak için aniden enerjiyi taban faza, o mutlak sessizliğe ve aslına doğru hızla geri çeker (Arapça kökteki aslına dönme hızı). Bu geri çekilme, insanın zafer odaklı tarih yazımını çizgisel olarak kesintiye uğratan otonom bir frekanstır.

Devletin ve Mülkiyetin Sınır Hatlarını Yutan Rizomatik İstilâ Mera ve özgür doğa yapılarına yapılan o son 15 yıldaki mülkiyetçi ve devletsi saldırıları bu şerhin tam kalbine, politik-ontolojik bir tasfiye olarak çakalım: Devlet ve hukuk, yeryüzü karasını parsellemek, sınır hatları çizmek, her şeyi ehlileştirilmiş bir "bahçeye" dönüştürmek ister. Çünkü devlet, insanın o piti piti egolarının örgütlenmiş halidir ve Allah’a/Otonom Nizama düşmandır. Ebb, yasanın sınır koyamadığı, tapulayamadığı o egemen, başıboş ve anarşik yeşilliktir. Hayvanın (an'âm) o dilsiz ve akılsız iştahıyla yuttuğu o mera, devletin mülkiyet zincirlerini eriten otonom bir direniş alanıdır. İnsan medeniyeti geri çekilir (Batı dillerindeki ebb); çünkü sistem, o sahte iktidar alanlarını vahşi ve otonom bir bitki halısıyla (Arapça ebb) yutarak pürüzsüz bir boşluk yaratır.