Beneath the Underdog
Charles Mingus'un ünlü otobiyografisi Beneath the Underdog’u neden basmadım:
ÇÜNKÜ hiçbir zaman tamamen sansürsüz ve kesintisiz haliyle yayınlanamadı. Bugün piyasada bulunan tüm baskılar, kitabın orijinal el yazmasının neredeyse yarısının atıldığı ve ciddi şekilde budandığı editoryal versiyondur.
Mingus kitap üzerinde yaklaşık 20 yıl çalıştı -kimi kaynaklarda bu rakan 10 yıl. Yayıncıya teslim ettiği orijinal taslak (el yazması) yaklaşık 1000 sayfaydı. 1971 yılında Alfred A. Knopf yayıncılık kitabı basmayı kabul etti ancak metni bu haliyle basamayacaklarını belirtti. Editör Nel King, Mingus ile çalışarak metni 360-380 sayfa civarına (neredeyse üçte birine) indirdi.
SANSÜR: Kırpılan İçerikler: Bu radikal kısaltma süreci sırasında Mingus'un psikoloji, mistisizm, müzik teorisi, ırk ilişkileri üzerine yazdığı felsefi düşüncelerinin büyük bir kısmı ve bazı aşırı açık cinsel tasvirler (Mingus'un pezevenklik yaptığı dönemler, seks işçileriyle ilişkileri ve cinsel fantezileri) sansürlendi ya da tamamen metinden çıkarıldı.
Mingus, editörlerin kitabın dilini ve yapısını değiştirmesine uzun süre direndi ve büyük kavgalar etti. Ancak ticari olarak kitabın basılabilmesi için bu ağır editoryal sansürü ve kesintileri en sonunda kabul etmek zorunda kaldı. YANİ piyasadaki Canongate veya Vintage baskılarında okuduğumuz o "vahşi, sansürsüz ve çiğ" dil, aslında yayıncının filtresinden geçmiş ve hacmi ciddi oranda düşürülmüş halidir. Mingus'un yazdığı orijinal 1000 sayfalık ham metin hiçbir zaman tam olarak gün yüzü görmedi…
Charles Mingus'ın 1971 yılında yayımlanan otobiyografisi Beneath the Underdog, tüm sansürlemelere ve ticari orospu evlatlıklarına rağmen gene de sarsılmaz şekilde alışılmış kronolojik otobiyografilerden çok farklıdır. Kitap, Mingus'un kendi psikoterapistiyle yaptığı seanslar şeklinde kurgulanmış olup; ırkçılık, cinsel maceralar, psikotik buhranlar ve caz dünyasının karanlık yüzüyle doludur.
Otobiyografisindeki Sıra Dışı Anılar: Mingus, idolü olan büyük caz efsanesi Duke Ellington'ın orkestrasına girmeyi başarmıştı. Ancak bir gün provalarda tromboncu Juan Tizol ile çok sert bir kavgaya tutuştu. Tizol’un kendisine bıçak çekmesi üzerine Mingus sahneye bir yangın baltasıylafırladı. Bu olay üzerine Duke Ellington, nezaketini bozmadan ama kararlı bir şekilde Mingus'u gruptan kovdu. Mingus, Ellington'ın kariyeri boyunca gruptan bizzat kovduğu tek müzisyen oldu.
Bellevue Günleri'nde sadece Bobby Fischer ("Satranç Şampiyonu") ile değil, koğuşta "Dansçı" lakaplı başka bir hasta ile de dost olmuştu. Mingus kitabında; kendisi, satranç şampiyonu ve dansçının bir araya gelerek diğer hastalara akıl sağlığı dersleri vermeyi ve hastaneden organize bir şekilde firar etmeyi planladıklarını anlatır.
Plak Şirketlerine ve Irkçılığa Savaş: Kitapta beyazların egemen olduğu müzik endüstrisine duyduğu öfke çok baskındır. Siyahi müzisyenlerin sömürülmesine tepki olarak tarihin ilk bağımsız ve müzisyenlerin haklarını savunan plak şirketlerinden biri olan Debut Records'u kurma sürecindeki sancıları geniş yer tutar.
Mingus, 1950'lerin sonundaki bu ruhsal kriz ve hastane sürecini müzikal dehasıyla adeta birer sanat eserine dönüştürdü. O dönem kaydettiği Mingus (1960)-remaster 1961- albümü bu ruh halinin en net yansımasıdır:
"Lock 'Em Up (Hellview of Bellevue)": Akıl hastanesindeki doktorlara, kilitli kapılara ve oradaki düzene duyduğu büyük öfkenin dışa vurumudur. Parça inanılmaz derecede hızlı, kaotik ve adeta "panik atak" hissi veren saksafon çığlıklarıyla doludur.
"All The Things You Could Be By Now If Sigmund Freud's Wife Was Your Mother": Mingus'un hastanedeyken psikiyatristlerin kendisini sürekli "başarısızlık" hissiyle suçlamasına sinirlenerek yazdığı, ironik ve dâhice isimlendirilmiş bir diğer avangart caz parçasıdır.
Mingus, notaları kağıda yazmak yerine müzisyenlerine melodileri mırıldanarak veya şarkı söyleyereköğretirdi. Bu parotit dönemlerdeki öfke ve kaos, onun müziğini 1960'larda cazın en yenilikçi ve sınırları zorlayan formuna ulaştırdı.
Kitaptan Çıkarılan ve Sansürlenen Büyük Bölümlere Gelecek Olursak:
Editörler, kitabın bir "otobiyografi" gibi satmasını istiyordu. Bu yüzden Mingus'un sayfalarca süren derin müzik teorileri, avangart beste teknikleri ve siyahi müziğinin felsefesine dair yazdığı entelektüel bölümler "okuyucuyu sıkar" gerekçesiyle neredeyse tamamen kitaptan çıkarıldı. Mingus bu duruma hayatı boyunca çok öfkelendi.
Kitapta Mingus'un geçimini sağlamak için bir dönem Harlem ve Los Angeles'ta kadın satıcılığı (pezevenklik) yaptığına dair şok edici hikayeler vardır. Editörler bu kısımların büyük kısmını sansürledi veya yumuşattı. Dönemin eleştirmenleri, Mingus'un bu hikayelerin birçoğunu beyaz yayıncıları şoke etmek ve "vahşi siyahi dahi" klişesiyle dalga geçmek için uydurduğunu iddia etti AMA ÖYLE DEĞİLDİ!. Orijinal taslaklarda bu ilişkilerin ve yeraltı dünyasının çok daha karanlık detayları yer alıyordu.
Mingus, kitapta cinselliği son derece grafik ve filtresiz bir dille anlatmıştı (özellikle aynı anda birden fazla kadınla olan ilişkilerini). Dönemin yayıncılık ahlak kuralları gereği bu paragrafların %80'i tamamen sansürlendi veya kitaptan atıldı.
Kitapta caz dünyasından birçok ünlü ismin (bazı büyük grup liderleri ve menajerler dahil) gerçek isimleri, Mingus'un onlara yönelik ağır ithamları, ırkçılık suçlamaları ve dolandırıcılık iddiaları nedeniyle telif ve dava korkusuyla takma isimlerle değiştirildi ya da o diyaloglar tamamen silindi.
Psikiyatrist Seanslarının Gerçek Yüzü
Kitap yapı olarak Mingus’un psikiyatristi Dr. Allen Harrison ile yaptığı seanslar üzerine kuruludur. Ancak sansürlenen kısımlar gösteriyor ki, Mingus aslında doktorun kendisini manipüle etmeye çalıştığını düşünüyordu. Çıkarılan bölümlerde Mingus’un beyaz psikiyatri sistemine, kendisini "öfkeli siyahi" olarak damgalamaya çalışan tıp dünyasına karşı çok sert entelektüel başkaldırıları ve sistem eleştirileri bulunuyordu. Mingus, kitabın kırpılmış halini gördüğünde "Bu benim hayatım değil, onların satmak istediği adamın hayatı"diyerek hayal kırıklığını dile getirmiştir.
Charles Mingus’ın Bellevue Akıl Hastanesi’nden taburcu olduktan sonra kaydettiği ve bu travmatik süreci doğrudan müziğe aktardığı albüm 1960 yılı sonlarında kaydettiği ve 1961'de yayımlanan Mingus albümüdür. (Albüm bazı baskılarda Mingus! olarak da geçer).
Mingus’ın hastaneye giriş hikayesi trajikomiktir: Yaşadığı yoğun anksiyete ve zihinsel yorgunluk nedeniyle sadece biraz psikolojik danışmanlık almak ve dinlenmek amacıyla Bellevue'nun kapısını çalmış, ancak doktorlar onun bu aşırı heyecanlı ve öfkeli halini görünce onu akıl hastanesine kapatmışlardır.
"Toplumun Deliliği" ve Albüm Notları
Mingus daha sonraki başyapıtı The Black Saint and the Sinner Lady (1963) albümünün orijinal plak notlarında (liner notes) da bu sürece atıfta bulunmuştur:
"Ben bu müziği kendisini 'normal' olarak tanımlayan bir toplumda yaşayarak yazdım... Demir parmaklıkların arkasında olmadığınız sürece dışarıdaki liderlerin bizim adımıza aldığı kararlar kadar deli olamazsınız. Deli mi? Onlar Bellevue’nun gözlem koğuşundan asla çıkamazlardı. Ama ben çıktım. Şimdi nasıl çıktığımı dinleyin. Bu plağı çalın."
Mingus, hastanede geçirdiği günlerin ardından toplumu ve kendisini kapatan psikiyatri sistemini "asıl deliler" olarak ilan etmiş ve müziğini bu düzene karşı bir başkaldırı aracı olarak kullanmıştır.