MERHABA

ANTİKAPİTALİST ANARŞİST GERÇEK KÖKCADILAR İÇİN KADİM VE ORGANİK MİNİ ŞİFA ANSİKLOPEDİSİ

KADİM VE ORGANİK MİNİ ŞİFA ANSİKLOPEDİSİ

CİLT 1 / BÖLÜM I: UNUTTURULAN ŞİFACILAR KADINLAR, SİMYACILAR VE HERETİKLER

Bu bölüm; şifayı sarayların, kiliselerin ve kurumsal tıp tekellerinin elinden söküp alarak doğrudan toprağa, bitki köklerine ve kimyasal distilasyona bağlayan; bu yüzden de sistem tarafından "cadı", "heretik" (sapkın) veya "şarlatan" ilan edilerek tarihten silinmeye çalışılan aktörlerin hafıza odasıdır.

Madde 1: Trota of Salerno & Matriarkal Jinekoloji

  1. Yüzyıl, Salerno (Güney İtalya)

Dönemin erkek hekimleri kadın anatomisini "günahkar, kirli ve eksik" bir mekanizma olarak görürken, Trota tıbba ilk kez ampirik ve şefkatli bir gözlem getirdi. Kadın hastalıklarını büyüyle değil, flavanoidler, fitoöstrojenler ve nebatat distilasyonları ile çözdü.

Tıp tarihinde ilk kez, çocuk sahibi olunamayan durumlarda suçun sadece kadında değil, erkekte de olabileceğini (meni kalitesi ve üreme kanalı tıkanıklıkları) el yazmalarında açıkça ilan etti. Dönemin kurumsal teolojisi için bu, erkeğin mutlak üstünlük kurgusuna indirilmiş ölümcül bir darbeydi.

  1. yüzyıldan itibaren tıp eğitimi tamamen Kilise kontrolündeki üniversitelere geçince, kadınların hekimlik yapması yasaklandı. Trota’nın yazdığı Practica Secundum Trotam kitabı sansürlendi. Metinlerdeki "Trota" ismi, sanki bu bilgileri bir erkek bulmuş gibi "Eros" veya "Trotulus" olarak değiştirildi.

Madde 2: Agnodice & Atina'nın İlk İllegal Ebesi

M.Ö. 4. Yüzyıl, Antik Atina

Atina yasalarına göre kadınların ve kölelerin tıp öğrenmesi, jinekoloji veya ebelik yapması idamla cezalandırılan ağır bir suçtu. Agnodice, saçlarını kısacık kesip erkek kıyafetleri giyerek İskenderiye’ye gitti ve gizlice tıp eğitimi aldı. Atina’ya döndüğünde erkek kimliğiyle kadınları tedavi etmeye başladı.

Atina’nın erkek hekimleri, "Bu genç adam tüm kadın hastalarımızı çalıyor" diyerek Agnodice’yi mahkemeye şikayet etti. İdamla yargılanırken Agnodice kadın olduğunu itiraf etti. Mahkeme salonunu Atina’nın en nüfuzlu kadınları bastı ve yargıçlara:"Onu öldürürseniz bizi de öldürün, çünkü bize şifayı veren o" diyerek tarihin ilk kolektif kadın grevini başlattılar.

İsyan üzerine yasa değiştirildi ancak sonraki yüzyıllarda kurumsal Roma ve Orta Çağ tıbbı, Agnodice’nin adını ve tıp tarihindeki bu muazzam sivil itaatsizlik eylemini tıp yıllıklılarından kazıyarak unutturmaya çalıştı.

Madde 3: Paracelsus (Theophrastus von Hohenheim) & "Kükreyen Heretik"

  1. Yüzyıl (Rönesans Avrupası), İsviçre / Almanya

Paracelsus, Basel Üniversitesi'ndeki profesörlük kürsüsünde, o güne kadar kutsal kabul edilen tıp kitaplarını öğrencilerin gözü önünde ateşe verdi. "Benim bilgim kitapların tozlu sayfalarında değil, doğanın kalbinde, şifacı kocakarıların mutfağında ve madencilerin yaralarındadır" dedi.

Doğa ile kimyayı birleştirdi. Bitkilerin içindeki etken maddeleri alkol ve asitle damıtarak ilk tentürleri yaptı. Modern farmakolojinin en temel yasasını söyledi: Her şey zehirdir, zehir olmayan hiçbir şey yoktur; ilacı zehirdir ayıran tek şey dozudur.

Tıp fakülteleri, eczacı loncaları ve Kilise ortak bir cephe kurarak Paracelsus’u "şarlatan, büyücü ve sapkın" ilan etti. Şehir şehir sürgün edildi, kitaplarının basılması yasaklandı. 47 yaşında Salzburg'da gizemli bir şekilde öldü.

Bölüm Arşivinin Diğer Saklanan Aktörleri:

Jacoba Felicie (14. Yüzyıl, Fransa): Akademik diploması olmadan bitki banyoları, kök tentürleri ve nabız takibiyle hastaları iyileştirdiği için erkek doktorlar tarafından mahkemeye verilen ve tıp yapması yasaklanan doğal şifacı.

Perenelle Flamel (1320–1397, Fransa): Nicolas Flamel’in karısı olarak geçiştirilen ancak laboratuvardaki kimyasal damıtma süreçlerinin arkasındaki asıl beyin olan, çinko ve kükürt bazlı merhemler üreten simyacı.

Ebu Bekir er-Râzî (Rhazes) (865–925, İran/Bağdat): Din teolojisini eleştiren, dünyada ilk kez çiçek hastalığı ile kızamık arasındaki farkı ayırt eden, cıva ve alkol bazlı ilaç merhemlerini laboratuvarda üreten klinik tıp dehası.

İbn el-Baytar (1197–1248, Endülüs/Malaga): Akdeniz havzasını yürüyerek gezip 1400'den fazla şifalı bitki ve mantarı reçetelendiren, saray tıbbı tarafından "sihirbazlıkla" suçlanan etnobotanikçi.

Roger Bacon (1220–1292, İngiltere): Doğanın sırlarının deneyde olduğunu savunan, fotosentezin ilk ilkel tanımını ve optik merceklerin şifa gücünü yazan, Kilise tarafından ömrünün son 15 yılını zindanda geçirmeye mahkum edilen bilimci.

Maria Prophetissima (Yahudi Maria) (M.S. 1.-3. Yüzyıl, İskenderiye): Kimyada sıvıları doğrudan ateşe maruz bırakmadan su buharıyla ısıtma yöntemi olan "Benmari" (Bain-Marie) tekniğini ve ilk gelişmiş distilasyon cihazı Tribikos'u icat eden kimyanın kurucu annesi.

CİLT 1 / BÖLÜM II: DOĞANIN GİZLİ KİMYASI KADİM FORMÜLLER

Bu bölüm; bitkilerin, mantarların ve minerallerin içindeki saklı şifa ya da dönüşüm gücünün, laboratuvarlarda distilasyon (damıtma), süblimasyon (yükseltme) ve fermantasyon teknikleriyle açığa çıkarılma kılavuzudur.

Madde 1: Acqua Vitae Hayat Suyu / Saf Alkol Distilasyonu)

Ebu Bekir er-Râzî & Simyacı Geber (Câbir bin Hayyan)

Er-Râzî, organik maddeleri fermente ederek elde ettiği sıvıyı imbik (alembic) aracılığıyla damıttı ve tıbbi amaçlı saf etanolü (alkolü) ayrıştırdı. Bu saf alkol, bitkilerin şifalı özünü bozmadan çözen ve binlerce yıl saklayan kusursuz bir çözücüye dönüştü (Tentür teknolojisi).

Kilise ve tıp loncaları, bu sıvının halk tarafından evlerde üretilmesini uzun süre yasakladı. Çünkü alkol distilasyonu bilen bir halk, kendi dezenfektanını ve ağrı kesici ilacını yapabiliyor, tapınakların "kutsal su" tekelini baltalıyordu.

Madde 2: Kykeon Zihnin Zincirlerini Kıran Antik İksir

Antik Yunan (Eleusis Gizemleri, M.Ö. 1500 - M.S. 4. Yüzyıl)

Arpa, su, yabani nane (mentha pulegium) ve çavdar mahmuzu mantarı (Claviceps purpurea).

Çavdar mahmuzu, tahılların üzerinde büyüyen parazit bir mantardır ve içinde LSA (Lysergic acid amide) gibi çok güçlü psikoaktif alkaloitler barındırır (LSD'nin doğal atasıdır). Antik şifacılar, bu mantarın öldürücü toksinlerini arpa ve naneyle karıştırarak, zehrini nöbette tutup sadece zihin açıcı etkisini salgılatacak bir fermantasyon yöntemi geliştirmişlerdi.

Platon, Aristoteles ve Cicero gibi dehaların içtiği bu iksir, M.S. 392 yılında Hristiyan Roma İmparatoru I. Theodosius tarafından tamamen yasaklandı ve Eleusis tapınakları yıkıldı. Sisteme itaat eden tek tip tebaalar yaratmak için zihni özgürleştiren bu molekül tarihe gömülmek istendi.

Madde 3: Unguentum Populi (Cadıların Uçuş Merhemi)

"Cadı" denilerek yakılan köy şifacıları, ebeler ve bitki kadınları.

Bu merhem; adamotu (Mandragora), banotu (Hyoscyamus niger) ve güzelavrat otu (Atropa belladonna) gibi ölümcül zehirli bitkilerin hayvansal yağlar ile kaynatılmasıyla elde edilirdi.

Bu bitkilerdeki atropin ve skopolamin gibi alkaloitler ağız yoluyla alındığında insanı öldürür. Kadın şifacılar bunu deri yoluyla (transdermal) emilmesini sağlayan yağlı bir merhem haline getirdi. Merhemi vücutlarına sürerek toplu trans ve astral seyahat ("süpürgeyle uçma" miti) deneyimleri yaşıyor, ağır kas ağrılarını tedavi ediyorlardı.

Engizisyon Mahkemeleri, bu merhemleri kullanan kadınları "Şeytan'la cinsel ilişkiye girmekle" suçlayarak topluca kazıklara bağlayıp yaktı. Doğanın anestezi ve nöroloji bilgisi "büyücülük" kurgusuyla imha edildi. CİLT 1 / BÖLÜM III: TOPRAK ALTI İNTERNETİ (MİKOLOJİ VE BİYOMİMETİK SİBERNETİK)

Bu bölüm mantar krallığını (Fungi) yeryüzünün ilk hakiki merkeziyetsiz bilgi işlem ağı, nörolojik bir otoban ve yapay zekanın/bilişimin sibergövdelerini tasarlarken kopyalamak zorunda kaldığı organik bir üst-akıl olarak arşivlemektedir.

Madde 1: Micelyum Sinyalizasyon & Organik "Blockchain" (Wood Wide Web)

Asıl güç, toprağın altında kilometrelerce uzanan, saç kılından ince micelyum iplikçiklerindedir. Micelyum ağları, ormandaki ağaçlar ve bitkiler arasında tıpkı fiber optik internet kabloları gibi elektro-kimyasal sinyaller göndererek bir veri protokolü işletir.

Bu ağ, karbon, azot ve fosfor gibi hayati elementleri "ihtiyacı olan" bitkiye aktarır, karşılığında fotosentez şekerini komisyon olarak keser. Sistem tamamen merkeziyetsizdir (peer-to-peer).

Kurumsal dünya her zaman hiyerarşik yapıları dayatır. Doğanın bu en temel yaşam ağının tamamen "lidersiz", komünel bir paylaşım ekonomisiyle döndüğü gerçeği, kapitalist mülkiyet ve yönetim kurgularına tabiatın sunduğu en büyük antitezdir.

Madde 2: Agarikon (Laricifomes Officinalis) & Organik Antiviral Kalkan

Kuzey Amerika’nın yaşlı ormanlarında asırlık çam ağaçlarının gövdelerinde büyüyen ve arı kovanına benzeyen devasa bir mantar türüdür.

Dünyadaki en yüksek antioksidan (SOD) oranına sahip organik maddelerdendir. Agarikon mantarının özütlerinin Çiçek Virüsü (Smallpox), İnek Çiçeği ve domuz gribi (H5N1) gibi ölümcül virüslere karşı muazzam bir bariyer oluşturduğu klinik olarak kanıtlandı.

Bu veri netleştiği an, ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) biyosavunma programı projeye dahil oldu. Milyarlarca dolarlık aşı/ilaç endüstrisini çökertebilecek bu organik kalkan, "ulusal güvenlik" gerekçesiyle izlemeye alınarak halkın erişiminden sökülüp askeri-endüstriyel kompleksin laboratuvarlarına kapatılmak istendi.

Madde 3: Physarum Polycephalum & Biyolojik Algoritma Devrimini

Tek hücreli, beyinsiz ve sinir sistemsiz bir cıvık mantar (slime mold) türüdür.

Japon bilim insanları, bu canlıyı Tokyo’nun tren istasyonları haritası üzerine bırakıp yulaf ezmesiyle beslediklerinde, beyinsiz organizmanın oluşturduğu organik rota, insan mühendislerin yıllarca çalışarak çizdiği Tokyo Metro Ağı tasarımıyla birebir aynı çıktı. Organizma en verimli ve en kısa rotayı saniyeler içinde hesaplamıştı.

Bu veri, insanın "akıl sadece bende var" kibrini yerle bir eder. Bugün bilgisayar bilimleri, silikon çiplerin ötesine geçmek için bu mantar ağlarının lojik kapılarını kullanarak biyo-çipler ve "wetware" (ıslak yazılım) tasarlıyor.


CİLT 1 / BÖLÜM IV: İLAÇ ENDÜSTRİSİN REGÜLASYONLARI (BİYOPİRATÇILIK VE MOLEKÜLER GASP)

Bu bölüm; küresel ilaç devlerinin (Big Pharma), şamanların ve kadım şifacıların kullandığı organik bitkileri nasıl "keşfettiklerini" iddia ederek patentlediklerinin belgesidir.

Madde 1: Rozet Çiçeği (Catharanthus roseus) & Kan Kanseri Gaspı Madagaskar adasındaki yerel şifacılar, bu pembe çiçekli bitkiyi yüzyıllardır diyabet, sıtma ve yaraları temizlemek amacıyla organik bir çay olarak demliyorlardı. Mesela siz bu bitkiyi ya da bahsini ettiklerimizi internete gıda takviyesi olarak sorsanız bilginin derebeylerinin kodlamaları size ekranlardan bas bas bağıracaktır: zehirlidir, sakın tüketmeyin bla bla bla…

1950'li yıllarda ilaç holdingleri bitkiyi laboratuvarda inceleyerek içindeki Vinblastin ve Vincristine alkaloitlerini izole ettiler. Bu iki molekülün çocukluk çağı lösemisi ve Hodgkin lenfoma tedavisinde hücre bölünmesini durduran en güçlü kemoterapi ilaçları olduğu keşfedildi.

İlaç şirketi bu moleküllerin patentini alarak milyarlarca dolar kar elde etti ancak Madagaskar'daki yerli halka hiçbir telif ödenmedi. Üstelik yerli halkın bu çiçeği kendi yöntemleriyle kullanması "izinsiz ilaç üretimi" kurgusuyla suç haline getirildi.

Madde 2: Tatlı Pelen Otu (Artemisia annua) & Sıtma Savaşı

Geleneksel Çin Tıbbı'nda (M.Ö. 200'lerden beri) "Qinghao" adıyla bilinen bu ot, ateşli hastalıkları ve sıtmayı tedavi etmek için soğuk suda sıkılarak kullanılıyordu.

Vietnam Savaşı sırasında Çin hükümetinin başlattığı gizli "Proje 523" kapsamında Dr. Tu Youyou, kadim şifacıların el yazmalarındaki "soğuk suda sıkılması" notundan yola çıkarak sıcaklığın bozmadığı Artemisinin molekülünü izole etmeyi başardı ve milyonlarca insanı sıtmadan kurtardı (2015 Nobel Ödülü).

Keşif tescillendikten sonra Batılı ilaç devleri formülü devralıp kimyasal türevlerini patentledi. Bugün Afrika ve Asya'daki en fakir milyonlarca insan, kendi topraklarında yetişen bu otun laboratuvarda kutulanmış haline ulaşmak için küresel ilaç tekellerine haraç ödemektedir.

Madde 3: Pasifik Porsuk Ağacı (Taxus brevifolia) & Taxol Savaşı

Kuzey Amerika’nın yerli Kızılderili kabileleri, porsuk ağacının kabuklarını yüzyıllardır iç yaralanmalar, enfeksiyonlar ve ağır ağrıların tedavisinde organik bir kompres olarak kullanıyorlardı.

1960'larda ABD Ulusal Kanser Enstitüsü, ağacın kabuğunda hücre ölümünü tetikleyen çok güçlü bir madde bularak adını Taxol (Paclitaxel) koydu. Taxol, meme ve yumurtalık kanserine karşı modern tıbbın en büyük silahı oldu.

Bir hastanın tek bir dozu için koca bir porsuk ağacının yok edilmesi gerekiyordu ve ilaç şirketleri ormanları yağmalarcasına bu ağaçları kesti. Ticari patent şirkete verildi, milyarlarca dolar kazanıldı ancak yerli kabilelerin bin yıllık gözlemi yok sayıldı ve hiçbir hak tanınmadı.


CİLT 2 BÖLÜM I: SAKLANAN COĞRAFYALARIN KADİM VE ORGANİK DEHASI

Amazon Ormanları / Kambo ve Ayahuasca

Amazon şamanları (Curanderos), ruhsal temizlenme ve nörolojik tedavi için Ayahuasca demlerler veya Kambo kurbağasının salgısını (bağışıklığı resetleyen muazzam bir peptit kokteyli) kullanırlar.

Ayahuasca, içindeki DMT molekülünün midede yok olmasını engelleyen bir MAO inhibitörü asma ile karıştırılmak zorundadır. Şamanlar 80.000 bitki türü arasından bu iki doğru bitkiyi yan yana getirerek kusursuz bir nörolojik kombinasyon yaratmıştır. Küresel ilaç holdingleri, Kambo salgısındaki peptitlerin peşine düşerek 10'dan fazla patent aldı. Bu yöntemler "tehlikeli, ilkel ve yasa dışı uyuşturucu" kurgusuyla yasaklanırken, arka kapıdan laboratuvarlarda sentezleniyor.

  1. Sibirya Şamanizmi Chaga Mantarı (Inonotus obliquus)

Sibirya’nın sıfırın altındaki dondurucu huş ormanlarında büyüyen parazit bir mantardır.

Dünyadaki en yüksek antioksidan (SOD) oranına sahip organik maddedir. Hücre yaşlanmasını ve DNA hasarını tamir eder. Rus ve Batılı ilaç tekelleri, Chaga içindeki Betulinik Asit bileşenini izole ederek tümör küçülten ilaçlar yaptılar. Herkesin ormandan toplayabileceği bu mantar, kanser endüstrisinin milyar dolarlık kemoterapi kurgusuna bir tehdit olduğu için uzun süre "kocakarı batılı" denilerek bastırıldı.

  1. Anadolu / Sığla Ağacı Yağı ve Geven Kökü (Astragalus)

Sığla Muğla'da endemik bir ağaç, Geven ise Anadolu bozkırının dirençli dikenli bitkisidir.

Sığla yağı, mide ülserlerini ve açık yaraları kapatan organik bir mucizedir. Geven kökü ise, hücre bölünme ömrünü uzatarak yaşlanmayı durduran enzim olan Telomeraz Aktivasyonu sağlayan dünyadaki en güçlü bitkisel ajandır.

Geven otunun içindeki TA-65 molekülü Batılı bir şirket tarafından patentlenerek, yaşlanma karşıtı hap adı altında zenginlere fahiş fiyatlara satılmaktadır. Anadolu köylüsünün keçilere yedirdiği ot, holdinglerin ömür uzatma tekelinde bir artefakta dönüştürüldü.


CİLT 2 BÖLÜM II: MİKRO-BEDENDE MİKROBİYOM (BAĞIŞIKLIK) MANİPÜLASYONU

Sistemin insanı köleleştirmek için yürüttüğü en sinsi savaş, insanın ikinci beyni ve bağışıklık kalkanı olan Bağırsak Mikrobiyomu (Florası) üzerinde dönmektedir.

  1. Antibiyotik Halokanatı ve Ekosistem Kırımı İnsan bağırsağında, bağışıklık hücrelerinin %80'ini eğiten trilyonlarca dost bakteri ve mantar yaşar. Burası vücudun içindeki ormandır. İlaç endüstrisi, son 70 yıldır geniş spektrumlu sentetik antibiyotiklerle bu kadim bakteri ormanını tamamen dümdüz etti. Sonuçta otoimmün hastalıklar, kronik depresyon ve alerjiler patladı. Holdingler, kendi kuruttukları bu iç ekosistemin yarattığı kronik hastalıkları tedavi etmek için ömür boyu kullanılması gereken yeni ilaçlar satarak yeni bir finansal kurgu inşa ettiler.

  2. Probiyotik ve Canlı Maya Sansürü Mikrobiyomu tamir etmenin tek yolu ev yapımı sirke, probiyotik yoğurt, kombucha ve kadim turşu suları gibi canlı fermantasyon ağlarıdır. Küresel gıda ve ilaç standartları kurumları (FDA, EFSA), "hijyen" maskesi arkasında canlı maya ve bakterilerin market ürünlerinde bulunmasını yasakladı. Canlı bakteriyi gıdadan söküp alan sistem, aynı bakterileri dondurarak kurutup eczanelerde pahalı plastik kapsüllerde takviye adıyla satarak halkın ücretsiz fermantasyon bilgeliğini holding ambalajına mahkum etti.


CİLT 3 BÖLÜM I: DERIN DENIZ ETNOBOTANIĞI VE OKYANUS MİKROBİYOLOJİSİ

Bu bölüm, ilaç holdinglerinin denizaltı filolarıyla (ROV) gizlice molekül avcılığı yaptığı, patent savaşlarının en karanlık cephesidir.

Madde 1: Conus Magus (Sihirli Konus Salyangozu) & Morfinden 1000 Kat Güçlü Blokör

Pasifik ve Hint okyanuslarının derin mercan resiflerinde yaşayan, avını felç eden ölümcül zehirli iğneler fırlatan bir deniz salyangozudur.

Antik deniz halkları bu salgıları çok düşük dozlarda ağır yaralanmalarda acıyı yok etmek için kullanırlardı. İlaç devleri bu deniz canlısının peptit yapısını laboratuvarda kopyaladı ve Ziconotide (Prialt) adında bir ilaç üretti. Bu ilaç, morfinden tam 1000 kat daha güçlü bir ağrı kesicidir ve bağımlılık yapmaz. Salyangozun adını anmayan sistem, bunu laboratuvarın mucizesi gibi fahiş fiyatlarla satıyor.

Madde 2: Ecteinascidia Turbinata (Deniz Fışkırtanı) & Mariana'nın Kanser Avcı Peptitleri

Karayipler'in ve derin deniz mağaralarının tabanlarında koloniler halinde yaşayan, yarı saydam, ilkel bir deniz omurgasızdır.

İçindeki Trabectedin adlı molekül, kanserli hücrelerin DNA yapısına sızarak tümörü kendi kendini yok etmeye (apoptoz) zorlar. PharmaMar adlı şirket bu molekülü aldı ve Yondelis adıyla yumuşak doku kanserleri için ruhsatlandırdı. Okyanus tabanından çalınan tek bir molekül, bugün onkoloji kliniklerinde gramı binlerce dolara holding ambalajıyla satılıyor.

Madde 3: Siyanobakteriler & Hidrotermal Bacaların İlk İnterneti

Okyanusların en derin noktalarında, magmanın deniz tabanını yırttığı ve 400 derece sıcaklıkta zehirli kükürt fışkırttığı hidrotermal bacaların etrafında yaşayan antik mikro-algler ve bakterilerdir.

Bu canlılar yaşamak için fotosentez değil, kemosentez yaparlar; yani zehri ve radyasyonu yiyerek saf enerji üretirler. Bugün biyoteknoloji şirketleri, bu bakterilerin yüksek ısıya ve basınca dayanıklı enzimlerini alarak modern DNA testlerinin (PCR teknolojisi) ve yapay biyolojik bilgisayarların işlemcilerini (wetware) tasarlıyorlar.


KAPANAN CİLTLERİN MÜHRÜ: “BAHÇIVAN”IN HAKİKAT BEYANI BÜYÜK MANİFESTO

Bu kütüphane; göğün katmanlarından okyanusun en karanlık çukurlarına, insanın bağırsak florasından şamanın kazanına kadar uzanan o kesintisiz, sansürsüz micelyum ağının tescilidir.

Sistem; holding koridorlarında, borsa endekslerinde ve kurumsal din kürsülerinde kendi yapay artefaktlarını (korkuları, dogmaları, patentleri) "mutlak gerçek" diye pazarlarken; “bahçıvan” toprağı kazmış, denizin dibine bakmış ve illüzyonu kalbinden vurmuştur:

"Tanrı" veya "Mucize" denilerek kurgulaştırılan ve insanı köleleştiren dikey otoritelerin özü; toprağın altındaki merkeziyetsiz elektro-kimyasal sinyal ağlarından, bitkinin savunma mekanizmalarından ve mantarın siber-zeka algoritmalarından ibarettir.

"Modern Bilim" ve "İlaç Mucizesi" maskesi takarak milyar dolarlık tekel kuran akıl; Madagaskar şamanının çiçeğini, Anadolu köylüsünün otunu, derin denizlerin salyangozunu çalan birer biyokorsandan Biyopirat) başka bir şey değildir.

Hakikat; kurumsal tapınaklarda veya patent ofislerinde kilitli tutulamaz. Canlı olan, fermente olan, büyüyen ve bağ kuran her şey kendi merkeziyetsiz ağını (Blockchain) toprağın altında zaten milyarlarca yıldır işletmektedir.

Bu arşiv; sistemi yöneten o çirkin güce karşı, doğanın ve insanın içindeki o kadim, organik "Öz"ün zafer bireysel bir çığlığıdır. Kurgu bozulmuş, zincir kırılmış, bahçıvan bahçesine geri dönmüştür.

MÜHÜRÜMÜZ BASILMIŞTIR. -BUSTAN ÇOCUKLARI