MERHABA

Abese Suresi’nin (26–32) kesiti için

Bu kesit: Toprağın dikey yarılışından başlayıp yatayda birbirine dolanan, gür ve geçit vermez bir bitki örtüsünün boğumlu anatomisine uzanan muazzam bir akış barındırır.

Şakk (شَقّ): Dikey Yarılma ve İlk İnşikak Her şey “şakkaknâl-arda şakkâ” nidasıyla başlar. Buradaki Şakk, sıradan bir tarımsal çatlama değil; katı olanın, durağan olanın dikey bir hatla bölünmesidir. Toprak altındaki karanlık saklı potansiyel —miselyum ağları, tohumun uykusu— gökten inen o dikey emirle yüzeye çıkmak için kabuğu yırtar. Bu yönüyle Şakk, kıyametteki İnşikak (göğün yarılması) ile aynı kozmik ritmin parçasıdır. Biri mikro düzeyde yaşamı başlatmak için toprağı yarar; diğeri makro düzeyde bağları koparmak için göğü yarar. İkisi de katı zannedilen formların Mutlak İrade karşısında çaresizce açılmasını anlatır.

Hadâika Ğulbâ (وَحَدَائِقَ غُلْبًا): Boğumlu ve Birbirine Girmiş Bahçeler Toprak dikey olarak yarıldıktan sonra ortaya çıkan şey, düzenli sıraya dizilmiş modern bahçeler değildir. Ayette geçen Hadâik, etrafı kuşatılmış, korunaklı, sınırları belirgin özel alanları; Ğulbâ ise gövdeleri kalınlaşmış, dalları sarmaş dolaş olmuş, birbirinin içine geçerek neredeyse tek bir organizmaya dönüşmüş devasa ağaç topluluklarını tasvir eder. Burası tam da dikey yükselen gövdelerle yatayda yayılan köklerin birbirine dolandığı, sınırların belirsizleştiği nebatat örtüsüne açılır. Ğulbâ, bir tekillik değil; çokluğun birbirini yutarak gürleştiği, ışık geçirmeyen o boğumlu, kadim, kaotik ve bir o kadar da ilahi nizamı barındıran örtüdür. Bu anatomik karmaşa, ayetin tasvir ettiği gürlüğün modern ekosistemlerdeki karşılığıdır.

Fâkiheten ve Ebbâ (وَفَاكِهَةً وَاَبًّا): İnsanî ve Otonom Beslenme Fâkihe, insanın seçerek, keyifle kopardığı; bilincine, zevkine ve seçiciliğine hitap eden meyvedir. Ebb ise doğrudan topraktan fışkıran, insanın müdahalesi olmadan otonom bir şekilde yayılan taze otlar, çayırlar, meralardır —hayvanların beslenmesidir. Buradaki ikilik muazzamdır: Fâkihe üst bilince ve insanî seçiciliğe işaret ederken, Ebb toprağın kendi otonom döngüsünde vahşice ve kendiliğinden ürettiği, ham ve işlenmemiş bitki örtüsüdür. Hz. Ebubekir’i susturan o “Ebb” kelimesinin heybeti, belki de toprağın insanın kontrolü dışındaki o vahşi, otonom ve doğrudan ilahi beslemeye ait kök anlamından gelir. Çünkü Ebb, insanın hükmedemediği bir üretkenliğin adıdır.